Başkanlık Divanına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

 

 

 

Edip Karahan'a Atfen

 

Halim Demir

 

Edip Karahan, çocukluğumu ve ilk gençlik  yıllarımı altüst eden önemli bir masal kahramanı gibiydi. Devrimci mücadeleyi benimsediğimin ilk yıllarında, aynı ilçede beraber yaşıyor olmanın keyifli heyecanını yaşıyordum ben. 60'lı yıllarda, daha ortaokul sıralarındayken tanışmıştım onunla. Kızıltepe ilçesinin belediye parkında, tek başına otururken ve gazetelere daldığı bir sırada yanına mahcup bir öğrenci edasıyla yaklaşmıştım. Yanına oturduğum halde yarım saat kadar benimle hiç konuşmadı, sonra usulca başını kaldırıp " Tü laveye keye?" dediğinde titrek bir sesle ona kimlerden olduğumu söylemiştim. Yanıma sokuldu, beni yanaklarımdan öperek "Hun mâlek bı namuse", dedi.

 

Dostluğumuz devam ettikçe ondan çok şey öğrendim. Kızıltepe ilçesinde ilk gençlik derneğini biz bir grup arkadaş kurmuştuk ve Edip ağabey'in güçlü desteğini de hep yanımızda gördük.

 

Ramazan aylarında kaçak olarak, halktan gizlenerek "fitar" kahvaltılarımızı çokça yaptık. İnce balon bisikletinin "balistik" muayenesini ben iki-üç kez yaptırdığımı hatırlıyorum.

 

Sonra biraz daha büyüdüm. 12 Mart askeri darbesinde Seyrantepe Askeri Cezaevi'nde yine onunla birlikte oldum. Kürt siyasetçilerinin o dönemlerdeki liderleriyle tanıştım. Tarık Ziya Ekinci ve kardeşleri, Mümtaz Kotan, İbrahim Güçlü, Zülküf Şahin ve kardeşi Fikret Şahin, Naci Kutlay, İhsan Aksoy, Yümnü Budak, İsmail Beşikçi hoca, Musa Anter, Mehdi Zana, Terzi Niyazi Usta (Tatlıcı), çoğu bilge olan Kürt melleleri, ağabeyim Mehmet Demir, vb..  Onlardan çok şey öğrendim.

 

Sonra... hayat bizleri farklı siyasi bulvarlara sürükledi.

 

Ama ilk aşk gibi, bu isimleri bir türlü belleğimden silip atamadım.

 

Yıllar sonra......12 Eylül denen baş belası askeri cunta darbesiyle çoğumuz ağır bedeller ödedik... Ödemeye devam edenlerimiz de var, ölüp gidenlerimiz de... Yurt dışına gitmek zorunda kalanlarımız da oldu, Türkiye'de kalıp ağır koşullarda yaşayanlarımızda...

 

2000'li yıllarda yazdığım, bir bakıma otobiyografi de denilebilen, siyasi anılarımı yazdım. 12 Mart'ta Diyarbakır- Siirt illeri Sıkıyönetim Askeri Cezaevi'ndeki koğuşlarda kalan bu güzel insanların cezaevi anılarını kendimce yazdım. Yazdıklarıma alınanlar da oldu, çok sevinenler de... Amacım kimseyi darıltmak ya da birilerinin hoşuna gitsin diye de değildi. İstedim ki, bir dönem yaşananlar kaybolmasın.. bizden sonra gelenler, geçmişte neler olmuş, neler olmamış, öğrensinler istedim.

 

 "12 Mart'tan 12 Eylül'e- Üç Kuşak, Üç Kardeş, Üç Sanık" (Ozan Yay.İst.) adlı kitabımın çoğu Edip Karahan'ın "Başkanlık Divânı" adlı serüvenlerini içeriyor. Ona çok yer verdim, bu yüzden O'nu çok yücelttiğim şeklinde eleştiriler de geldi bana.. Bunu pek te ciddiye almadım. Bence, Edip Karahan bunu haketmişti... Belki de O'nu eksik yazdım diye çoğu kez hayıflanmışımdır.

 

Çünkü devrimci duruşu ve kararlılığı Edip Karahan'dan öğrendim, diyebilirim.

 

Kızıltepe ilçesinin sanat festivallerinden birinde bu kitabımı okurlara imzaladığım bir sırada yanıma genç, yakışıklı, boylu boslu bir delikanlı yaklaşmış ve eğilerek elimi öpmek istemişti. Kitabımı bir gün önce bir arkadaşından alıp okumuş ve beni merak etmişti. Bu delikanlının yüzündeki mutluluğu doğrusu anlatamam.

 

Delikanlı, Edip Karahan'ın çocuklarından Velât'tı.

 

 

 

 

 

 

 

 

GHT 2004 Enwer Karahan