Başkanlık Divanına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               

 

Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

                                                                   

 

        SUNUŞ

 

 

Dicle-Fırat gazetesini ilkin Piran’da gördüğümü hayal meyal hatırlıyorum. O zamanlar küçük bir ortaokul öğrencisiydim. Gördüğüm bu gazeteyi okumuş muydum? Hayır. Kimin dükkanı olduğunu bile hatırlamıyorum, ama bir dükkanda birkaç Piranlı erkeğin gazetedeki Kürtçe bir metni ilgi ve hayretle birbirlerine gösterdiklerini ve okumaya çalıştıklarını hatırlıyorum. Hepsi bu kadar. Gazetenin kaçıncı sayısıydı, okuyanlar kimlerdi, nasıl geçmişti ellerine, bilmiyorum. Aklımda kala kala sadece Dicle-Fırat adı kalmıştı. Bu gazetedeki Kürtçe yazılar da benim gördüğüm Latin harfleriyle yazılı ilk Kürtçe matbu yazılardı. Bir gazetede Kürtçe yazıların yayınlanabildiğini görmek beni epey etkilemiş ve şaşırmıştı.

 

Aradan yıllar geçtikten sonra 1977 yılında, Komal Yayınları sorumluları, önemli bir hizmette bulunarak "Bir Kürt Devrimcisi: Edip Karahan’ın Anısına" adında bir kitap yayınladılar. Bu kitapta merhum Edip Karahan’ın Dicle-Fırat’ta yayınlanmış olan yazılarına da yer verilmişti. O zaman, hem o yazıları hem de kitabın diğer bölümlerini okuyarak Edip Karahan ve yazdıkları hakkında bir fikir edinmiştim.

 

Bundan da on küsur yıl sonra İsveç’te, Mahmut Lewendî ile birlikte "Li Kurdistana Bakur û Li Tirkiyê Rojnamegeriya Kurdî" kitabını hazırlarken Dicle-Fırat gazetesinin değişik sayılarını temin etmiştik. Bu gazeteyi o zaman okuma olanağı buldum.

 

Dicle-Fırat’ın tıpkıbasımını yapmayı 1980’li yıllarda da düşünmüş, ancak bunu o zaman yapma olanağı bulamamıştım. Nihayet 1997 Haziranında tesadüfen Stockholm’de merhum Edip Karahan’ın kardeşi sayın Enver Karahan ile tanışınca ona da bu düşüncemi açtım ve buna sevinçle onay vermesi üzerine gazetenin tıpkıbasımını yapma yolundaki düşüncem gerçekleşmiş oldu.

 

Dicle-Fırat gazetesi ile onun sahibi ve yazı işleri müdürü olan merhum Edip Karahan hakkında daha uzunca yazılabilir ama ben burada kısaca bazı hatırlatmalarda bulunmakla yetineceğim.

 

Dicle-Fırat, Türkiye'de basın-yayın alanında Kürt halkının zorla susturulduğu uzun bir dönemden sonra, tek tük kıpırdanmaların olduğu 1960’lı yılların kayda değer Kürt gazetelerindendir. Haklarını yememek gerekir, 1960’tan önce de bu alanda merhum Musa Anter ve sayısı çok az olan diğer birkaç kişinin istisnai çabaları olmuştur, ama Dicle-Fırat, bazı yönleriyle daha önce çıkmış olan Kürt gazetelerinden ayrılır. Örneğin Cumhuriyet döneminde Türkiye’de çıkan Kürt gazetelerinden hiçbiri Dicle-Fırat kadar Kürtçe yazılara yer vermemiş, Kürtlerin bazı demokratik hakları ve "Doğu"nun sorunları konusu üzerinde o düzeyde durmamıştı. Dicle-Fırat gazetesi toplam olarak sekiz sayı yayınlanmış olmasına karşın, 1960'lı yıllarda Türkiye’de çıkmış olan Kürt gazeteleri içinde en uzun ömürlü olanıdır da. Gazetenin dokuzuncu sayısının da hazırlandığı, muhtemelen basıma verildiği söylenir. Fakat 6 Haziran 1963’te Edip Karahan 23’ler Davası olarak bilinen dava kapsamında tutuklanınca gazetenin yayın hayatı sona ermiştir (Edip Karahan’ın Anısına, Komal Basım-Yayım-Dağıtım, İstanbul, 1977, s. 15-16).

 

Gazetenin ilk üç sayısı dörder, sonraki sayıları ise sekizer sayfalıktı.

 

 

Gazetenin çıkış amacı

 

Dicle-Fırat’in niçin yayınlandığı ilk sayıdaki "Niçin Çıkıyoruz?" yazısında belirtilmiştir. Bu yazıda Kürdistan’ın, gazetedeki deyişle Doğu’nun ihmal edilmişliği ve Kürdistan halkının demokratik hak ve hürriyetlerin en hararetli savunucusu olduğu vurgulandıktan sonra şöyle denmiştir:

 

"Gazetemizin ilk işi, Doğu’nun kültürel ve ve ekonomik kalkınması için çalışmak ve bu yolda görülebilecek fikir ayrılıklarını gidermek, birleştirmek olacaktır.

 

"Gazetemiz hangi sosyal tabakadan gelirse gelsin (esnaf, tüccar, ağa, ırgat, işçi v.s.) Doğu’nun kalkınmasına yürekten taraftar olan bütün Doğu’lu vatandaşlara, gençlere açık olacaktır. Böylece sağlam ve mütecanis bir görüşün ortaya çıkmasına ve yayılmasına gayret edilecektir.

 

"Bu gazete parti politikası yapmıyacak, bütün partiler karşısında objektif ve tarafsız kalacaktır. Ancak şunu da ifade edelim ki, tarafsızlık, objektiflik, partilerin ilerici ve gerici tutum ve davranışları karşısında passif kalmak demek değildir. Gazetemiz, memleket ve Doğu’nun hayrına olan fikirleri destekliyecek, aksine fikirlerle mücadele edecektir.

 

"Amacımız, sevgi ve saygıya dayanan bir birlik ruhu içinde, Doğu’nun kültürel ve ekonomik kalkınmasını bir memleket dâvası olarak benimsetmeğe çalışmak olacaktır."

 

Edip Karahan’ın Edip Osmanoğlu imzası ile yazdığı bu yazı şöyle bitiyor:

"Gazetemiz, Doğu’nun gerçek kalkınmasının başlıca engellerinden biri oduğuna inandığımız antidemokratik kanunların kaldırılması mücadelesini de destekliyecektir."

 

 Amaçlarını böyle açıklayan Dicle-Fırat sorumluları ve bazı yazarları, faşizme, Türk ırkçılığına ve Turancılılığa karşı açıktan cephe almışlardır. Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın yazıları buna örnek verilebilir. Elbette yazarların dünya görüşleri, ideolojik görüşleri arasında farklar vardı ama genel olarak yasal, ilerici ve yurtsever bir çizgide mücadele etmişlerdi. Edip Karahan dahil olmak üzere bu yazarlardan bazıları daha sonra sosyalizmi benimsemişlerdi.

 

Fakat anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’deki birçok Kürt gazete ve dergisinin olduğu gibi, Dicle-Fırat’ın da gerçek amaç ve ümitleri, yukarıda aktarılan amaçlardan daha geniş bir alanı kapsıyordu.

 

Gazetede işlenen temel sorunlar, Kürdistan halkının sorunlarıdır. Sözgelimi, gazetede yayınlanan yazılara bakıldığında, imzalı yazılardan yirmi kadarının başlığında "Doğu" sözcüğünün bulunduğu görülür.

 

Dicle-Fırat, yasaklama ve baskı poltikasını deşifre etmiş, örneğin daha ilk sayıda, Kürtlerin yaşadığı birçok ilin turistlerin gidemiyeceği "yasak il" oluşuna dikkati çekmişti.

 

Öte yandan Dicle-Fırat’taki birçok yazıda, çıktığı dönemin baskı koşullarının yarattığı tipik bazı özellikleri görmek de mümkündür. Örneğin Kürdistan sözcüğüne yer verilememekte, bunun yerine Doğu veya Şark denmektedir. Keza ikinci sayıda Atatürk için şöyle denmektedir:

 

"Vatanımızın kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu büyük Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği 10 Kasım günü bütün milletimizin yas günüdür. Aziz Atatürk’ün hatırâsı önünde saygıyla eğiliriz."

 

Kimi yazılarda "Doğulu vatandaşlar"ın "aziz Türk milletinin bir parçası" olduları belirtilir.

 

Gazetede Kürt sözcüğü de kullanılmakta fakat sıkça bunun yerine Doğulu vatandaş vs. denmektedir.

 

Kuşkusuz diğer olgularda olduğu gibi, Dicle-Fırat’ın izlediği çizgiyi anlamak için onu o günkü koşullar ışığında değerlendirmek gerekir.

 

 

Dicle-Fırat ve Kürtçe

 

Gazetedeki birçok yazıda Kürtçe konuşup yazmanın önemi üzerinde durulmaktadır. Örneğin Edip Karahan, Hamit Mazıdağlı imzasıyla yazdığı bir yazıda, Kürtlerin yaşadığı yerlerdeki camilerde Kürtçe yerine Türkçe vaız verilmesine ve "dil ırkçılığı taassubu"na karşı çıkmaktadır.

 

Yine Edip Karahan (Hamit Mazıdağlı), Abdi İpekçi’nin bir yazısına atıfta bulunarak şöyle demektedir:

 

"Yok, eğer Kürtler Türkçe konuşmayı reddetmişlerdir sözüyle, Kürtler, başka bir etnik zümrenin asimilasyon politikasını reddetmişlerdir demek istiyorsa bu, doğrudur...... Türkçe konuşmak (ana dile hürmet şartiyle) başka şey, Türkçeden başka dil konuşmaya ve yazmaya müsaade etmiyerek, ana dilleri tard ederek bunun yerine resmi dili ikame etmeye zorlamak başka şey."

 

Daha ilk sayıdaki bir yazısında Musa Anter, 16 Eylül 1962 tarihli Cumhuriyet gazetesine dayanarak Diyarbakır’da Sümerbank Müdürlüğü’nün bir genelge ile memurlara "iş takibine veya mal satın almağa gelen Doğu’lu vatandaşlarla Kürtçe konuşma"yı yasaklamasını örnek vererek müdüre şöyle çıkışmaktadır:

 

"Metrocığıyla bezciklerini ölçeceğine baksanıza bizim cav pis nerelere gidiyor.

"Abidin Özmen Umum Müfettişlik köşkünde oturmuyor azizim. Sabah[-ı] şerifler hayrola!

"Kürdçeye dokunmamalıydı Sümerbank. Bugünkü iş değildir ki Doğu’da Kürdçenin konuşulması birader. Asur, İran, Arap mani olamadı da sen ha?"

 

Ardından şunu ekliyor Anter:

"Feyza me weke Nîl e, lê em Dîcle û Firad ın, cav pîs.

"Bak bunu iyi belle yasakçı: Kefensiz yatarım, yine de yasağına uymam. Bezin de senin olsun, sen kullan."

 

Dicle -Fırat’ta, bugünkü Kürtçe’de kullanılan Ê, İ, Î, U, Û harflerinin yerine sırasıyla É, I, İ, Ü, U harfleri kullanılmıştı. Ayrıca zaman zaman X yerine ⁄ ve H; W yerine V; Q yerine ise K harfleri de kullanılmıştır. Fakat sekizinci sayının ilk sayfasında, Kürt alfabesine (Hawar alfabesi) yer verilmiştir. Örneğin bu alfabede, Hawar alfabesinde olduğu gibi İ, Î harfleri yer almaktadır. Fakat harflerin sıralanışında W harfi, X harfinden sonra gelmektedir.

 

Gazetenin daha önceki sayılarında, Edip Karahan (Reşo) ile Musa Anter’in (Anter ve Rahşan imzalarıyla) yarı Türkçe yarı Kürtçe olan yazıları varsa da tümü Kürtçe olarak ilk kez atıncı sayıda İsmet Kılıç tarafından yazılmış olan bir şiir yayınlanmış, yedinci ve sekizinci sayılarda da Bahri Koçkaya (VII/3, VIII/3), Bextreş (VIII/3), İhsanî (VIII/3), Bozovalı Müslim Açıkgöz (VIII/3) ve Seyyid Mehmet Yüce’nin (VII/3) Kürtçe şiirleri yayınlanmıştır. Bu şiirlerden üçünün başlığında "welat" (vatan) sözcüğü bulunmaktadır. Düzyazı olarak tümüyle Kürtçe olan biricik yazı ise Reşo imzasıyla Edip Karahan tarafından yazılmıştır (VIII/5). Yani Dicle-Fırat’ta toplam olarak yedi şiir ve bir düzyazı tümüyle Kürtçedir.

 

Sekizinci sayıda belirtildiğine göre, gazete bir Kürtçe fıkra yarışması düzenlemiştir.

 

Dicle-Fırat imzasıyla yapılan bir açıklamada gazetenin amacı şöyle vurgulanır:

"Biz Kürtçe mecmua, gazete çıkmasını istiyoruz. Kürt okullarının açılmasını istiyoruz. Dicle-Fırat’ın gayesi doğunun ekonomik ve kültürel kalkınmasıdır. Kültürel kalkınma mefhumunda yukarıda sözü geçen mecmua, gazete ve mekteplerin dahil olduğu aşikârdir. Yayınımız da bunu göstermektedir."

 

Beşinci sayıda olduğu gibi, Dicle-Fırat’ta Kürt dili hakkında genel bilgiler de verilmeye çalışılmıştır.

 

 

Diğer bazı konular

 

Dicle-Fırat’ın sorumluları, sözlü folklorik ürünlerin derlenmesinin ne kadar önemli olduğunun farkındaydılar. Sekizinci sayıda, okuyucuların çevrelerindeki Kürtçe türkü, şarkı, masal, efsane, destan, hikâye gibi folklorik ürünleri gazeteye göndermeleri çağrısı yapılır. Dicle-Fırat Yazı Kurulu, bir Folklor Araştırma Bürosu kurmuştur. Bü büroya bağlı olan Folklor Derleme Kolu’nun taşradaki üyeleri ise şunlardır: Hüseyin Sağnıç, Bahri Koçkaya, İsa Şans, Ali Özdemir, Zülkif Karahan, Hüsamettin Aygören, Fevzi Yıldırım, Mikayil Turan.

 

Gazetede türkü, fıkra vb. halk edebiyatı örneklerine az da olsa yer verilmiştir.

Keza gazetede Kürt edebiyatı ve Kürt tarihi hakkında yazılmış yazılara da rastlıyoruz.

 

 

Dicle-Fırat’ta en çok yazanlar

 

Dicle-Fırat’ta en çok yazanlar arasında Edip Karahan, Musa Anter, Hüseyin Aruk, Dr. Sait Kırmızıtoprak, İsa Şans, Halit Nazmi Balkaş, Ekrem Tunç (Ekrem Yusufoğlu), Sait Elçi, Ahmet Aras, Bahri Koçkaya, Şevket Epözdemir (Dılbırîn), Hüseyin Sağniç, Mahmut Toprak, Mehmet Şanlıer dikkati çekiyor.

 

Bu kişilerden birçoğunun daha sonraki yıllarda KDP veya TİP saflarında çalıştığı, ve özellikle "kürtçülük", "bölücülük" vb. gerekçelerle tutuklandıkları ya da mahkum edildikleri biliniyor. Adıgeçenlerden Sait Elçi, Dr. Sait Kırmızıtoprak, Nazmi Balkaş gibi kimseler daha sonra illegal Kürt örgütlerinde yöneticilik yapmış, hatta bunlardan Sait Elçi ve Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr. Şıvan) parti genel sekreterliği yapmışlardır.

 

Keza Dicle-Fırat gazetesi yazarlarından Sait Elçi, Dr. Sait Kırmızıtoprak, Musa Anter ve Şevket Epözdemir (Dilbirîn) daha sonra şehit edilmişlerdir. Sait Elçi’nin bu gazetedeki iki yazısı, bildiğim kadarıyla onun yayınlanmış olan ilk yazılarıdır.

 

Çoğu Kürt gazetesinde olduğu gibi bu gazetede yazan birçok yazar da takma ad kullanmıştır. Merhum Musa Anter bu gazetede Anter ve M. Anter imzalarıyla yazmıştı. Onun eşi sayın Hâle Anter’in söylediğine göre, Dicle-Fırat’taki Rahşan imzası da Musa Anter’e aittir (Rahşan aynı zamanda Musa Anter’in kızının adıdır). Dicle-Fırat’ın bir sayısında rastladığımız Dicle imzası da muhtemelen Musa Anter’e aittir (Musa Anter’in oğlunun adı da Dicledir). 

 

Edip Karahan’ın Dicle-Fırat’ta en az dört farklı imzayla yazılar yazdığını biliyoruz.

 

Gazetedeki iki Türkçe şiirin altındaki Dılbırîn imzası merhum Şevket Epözdemir’e aittir.

 

Ahmet Botanlı imzası Enver Aytekin’e, Ekrem Yusufoğlu imzası ise Ekrem Tunç’a aittir. Aynı gazetedeki Bextreş ve Feğo Tayri gibi birkaç imzanın gerçek sahiplerini ise henüz tanımıyoruz.

 

Gazetede yirmi kadar okuyucunun mektubu da yayınlanmıştır. Bunlar, Baykan, Cihanbeyli, Derik, Diyarbekir, Ergani, Karadeniz Ereğlisi, Tatvan, Tekman, Tutak ve Van gibi değişik yerlerde yaşayan okuyuculardan gelmiştir.

 

İktibaslar da Dicle-Fırat’taki yazıların bir bölümünü oluşturuyordu.

 

Dicle-Fırat gazetesinin yayınlanması, Suriye'nin eğemenliği altındaki Kürt topraklarında yaşayan bazı Kürt yurtseverleri tarafından sevinçle karşılanmıştır. Örneğin o sırada Suriye’de yaşamakta olan ünlü yazar ve şair Osman Sebrî, aşağıda aktardığımız ve 1963’te bu gazete için yazdığı "Dicle û Firat" başlıklı şiirinde şöyle diyordu:

 

Nizam bû çiqas bê dilê xwe dûrî welat im

Ji dil û kezeb evîndarê Dicle î Firat im

Ev çem ji bakur dadikevin wek du rehên jîn

Yek ta Bîrecîk, yê dî diçê nav diyarê Zîn

Melê Cezîrî îlhama xwe ji wî çemî distand

Gelek mirarî di peravên Dicle de civand

Ehmedê Xanî jî serekî ava wî vexwar

Li ser nivîsi serencama Memê birîndar

Feqiyê Teyran, Melê Batê pirr şairên çak

Hespên xwe bezandin di saxa vî çemê çalak

Ger Dicle bi xwe kaniya zanîn û evîn bû

Firat pêgerra gelek şêrên pençê bi xwûn bû

Di qada rûmet û mêranî her bêhempa bûn

Herdem ji bo her pesnekê hêja û seza bûn

Min hêvî heye Dicle-Firat barê me rake

Di warê ziman li rojhelat xelkê me şa ke

Zimanê me yê paşdemayî çîçkî bide pêş

Va ye ji bo wî sipasên xwe ez dikim pêşkêş.

 

 

Baskı, yine baskı

 

Türkiye’de diğer Kürt gazetelerinin karşılaştığı baskılar, Dicle-Fırat için de geçerli olmuştur. Örneğin Muş’ta Emniyet Müdürü satıcıya baskı yaparak Dicle-Fırat’ı satmaması için zorlar. Zaten gazetenin 2., 3., 4., 5. ve 6. sayıları hakim kararıyla Kürdistan’da toplattırılır.

 

Dicle-Fırat’ta çıkan yazıları yüzünden Edip Karahan ve Musa Anter’in mahkemede yargılanmalarına Mayıs 1963’te başlanır kısa süre sonra da tutuklanırlar. Böylece bir Kürt gazetesinin yayın hayatı daha aynı minval üzere sona erdirilir.

 

Çoğu Kürt gazetesinin yaşadığı ekonomik güçlüğü Dicle-Fırat da yaşamış. Sekizinci sayıda şu hatırlatmayı okuyunca insan merhum Edip Karahan’ın sesini duyar gibi oluyor:

 

"Urfa, Siverek, Elazığ, Iğdır, Van, Tutak bayilerimizden haber alamıyoruz. Bizi finanse eden bir sermayedar yok. Bayilerimiz de gazete paralarını göndermezlerse gazete ne ile çıkar? Gazete çıkarmak için yağmur duasına mı çıkalım?"

 

Yakın geçmişi tanımanın en iyi yollarından biri, birinci elden yazılı kaynakları incelemektir. Dicle-Fırat’ın yeniden yayınlanmasının önemli nedenlerinden biri de okuyucuya bu tür kaynaklardan birini ulaştırmaktır. Olumlu ve olumsuz özellikleriye, etkileriyle Dicle-Fırat, Kürtlerin yazılı birikimleri ve legal demokratik mücadelelerinin içinde tanınması gereken bir adımdır. Sanırım gazeteyi okuyunca siz de bu kanıya katılırsınız.

 

Okuyucuya kolaylık sağlayacağını düşünerek hazırladığım aşağıdaki listede Dicle-Fırat’ta yayınlanan imzalı yazıların yayınlandığı sayı ve sayfa numaraları verilmiştir. Bunu, gazetede mektubu yayınlanmış olan okuyucalar listesi izlemektedir.

 

Eski bir Kürt gazetesinin daha yeni nesillere ulaştırılmasında yardımcı olduğumu düşünerek sevinç duyarken sayın Enver Karahan’a, Dicle-Fırat’ın sekizinci sayısının fotokopisini bize gönderen sayın Hemreş Reşo'ya ve bu gazeteyi yeniden yayınlıyan APEC yayınevi sahibi sayın Ali Çiftçi’ye teşekkür ediyorum

 

                                   21 Temmuz 1997

                                           
                                                 Malmîsanij

 

          

 

 

 

 

 

 

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan


Dicle-Fırat ile ilgili yazılar:

>Malmîsanij

>Lokman Polat