Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           

 

YILDIZIN PARLADIĞI ANLAR

 

Faşist için yıldız birkez parlar. Kapitalist ya da yarı-kapitalist bir ülke yaşamında bir kez uzun süreli bir faşizme gidebilir. Diğer teşübbüsleri iğreti olarak kalır. Bu devrimler için de böyledir. Bir ülke devrime bir kez gider. Zaten olağanüstü hallerde değil mi ki devrim ile faşizm boğuşur ya o onu, ya bu bunu alt eder. Ya devrim olur ya da faşizm gelir. Dolayısiyle her ülkenin faşizm konusunda bir kontenjanı vardır. Bu kontenjan kullanıldı mı bir daha kullanmak olanaksızlaşır. Bundan ötürü yaşamında uzun süreli dikta dönemi olan bir ülke sırasını savmış demektir. Bu anlar tarihin olağanüstü anlarıdır: Ya devrim kazanır ya faşizm. Toplum olayları önceleri sanıldığı gibi insanların keyfine göre gelişmez ve bu olaylara kahramanlar ya da üstün insanlar yön vermez. Yıldızın parladığı anlar suyijeneris bir olaydır ve toplum akışının diyalektiğinden fışkırır. Yinelemek olanaksızdır. İlk kontenjandan sonra başvurulan faşizm önlemleri iğreti olur, kısa süreli olur ve ters tepen bir silah durumunu alır. Elbet yıldızın parladığı bir defalık an bir ülkenin egemen güçlerinin damağında silinmez bir tad bırakır ve zaman zaman bu tadın özlemi karşı konulmaz bir arzu haline geçebilir. Ama arzu başka şey toplum diyalektiği başka şeydir. Ama çoğu kez arzular toplum kanunlarının üstüne çıkarılmak istenir. Bu da olağandır. Zira hiçbir toplum egemen katmanı gönül rızasiyle toplum kurallarına uymaz uymak istemez. Esasen tarihsel olarak yargılanmış ve mahkumiyet kararı almış herhangi bir rejimin toplumsal olayların akışının nereye gittiğini görme olasılığı yoktur. Böyle olmasaydı bu kadar sancılı doğumlara gerek kalmazdı. Egemen güç hakimleri tarihin tavuk körlüğüne uğrarlar. Yanlarında yörelerinde gelişmekte olan olayları doğru olarak tahlil edemezler. Oysa günümüzde ortaokul çocukları bile artık dünyanın akışının nereye doğru yön aldığını bilebilecek durumdadırlar...

“Bu da gelir bu da geçer ağlama” halk türküsünün de anlatmak istediği üzre dünyamız seher şağasına erişmek üzeredir ve insanlığın kapısını her gün başka yerden çalan belalar gelip geçecektir. Gelecek dönemlerde insan dönüp arkasına baktığı zaman insanın dudaklarında ancak acılı bir gülümseme, hüzünlü bir filizlenme belirir. İnsanlar bir kez bilinçlendiler mi, Proleterya birkez tarihsel misyonunun bilincine vardı mı artık korkma, şafak çalmak üzeredir. Egemen güç sahipleri tarih tekerleğini yavaşlatabilirler ama onu durduramazlar. Daha bu tekerleği durdurma ilacı keşfedilmedi. Dünya da her belanın ilacı keşfedilir ama bunun keşfedilmez ki... Çünkü bu bela değilki, bu hastalık değil ki ilacı keşfedilsin. Bu şifadır, bu maden suyudur, bu ilaçtır. İlacın ilacı olmaz ki...

Aydınlık yarınlar proletaryanındır. Aydınlık yarınlar emekçi halk yağınlarınındır. Elbet bu aydınlık yarınların bir faturası, hem de yüklü bir faturası olacaktır ve buna katlanmak gerekir. Zazef çilelere katlanmasını bilenlerindir, bilenlerin olacaktır. İnsanlık ne gibi belalardan, ne gibi musibetlerden geçerek bugünlere gelmiştir. Dünyada hiçbirşey zahmetsiz ele geçmez hele böyle evrensel bir şafak hiçbir zaman zahmetsiz sinagogların büyük demir kapısını çalmaz. Selam sana ey şafak, “selam sana sonsuzluğun aydınlık bahçelerinden”.

Edip Karahan