Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           
     

 

TANRI KİMİ KORUSUN?

 

İzlediğimiz gazatelere göre kendisine milliyetçi cephe ismini yakıştıran düşman kardeşler cephesi memur kıyımına başladı bile. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı müsteşarı güme gitti. Bu müsteşar yabancı şirketlerle yaptığı mücadeleyle tanınmış bir zat. Aynen geçmişte İhsan Topaloğlu gibi yabancı şirketlerle mücadele eden bir kişi. Bunlar hem kendilerine “milliyetçi” etiketini yakıştırıyorlar hem milliyetçiliğe aykırı işler yapıyorlar. Zaten kendilerinin de milliyetçiliklerinden bir şüpheleri olmazsa bu kavramı sabah akşam tekrarlamazlardı. Öyle ya gerçekten milliyetçi olan kimselerin sabah akşam başkalarını inandırmak ister gibi bu kavramı tekrarlamalarına gerek var mı? Yok tabi; o halde bunu sık sık tekrarlamakla bunu etrafa yutturmak istiyorlar demektir. Kimbilir bundan sonra sıra hangi yurtsever memura gelecek.

Burada kısaca milliyetçilikten bahsetmekte fayda vardır: Milli devrimler, milliyetçi akımlar ilk önce Batı Avrupa’da feodalizme bir tepki olarak doğdu ve feodal yönetimler son buluncaya kadar burjuva demokratik hareketler devam etti. Batı kapitalizmi emperyalizme dönüşünce benzer hareketler, sömürge ve bağımlı ülkelerde başgösterdi. Sömürge, yarı sömürge ve bağımlı ülkelerde milliyetçi hareketler emperyalizme ve işbirlikçisi feodalizme karşı bir tepki olarak doğdu. Şimdi Türkiye’yi tarihsel çerçevesine koyalım. Doğal ki geri bıraktırılmış ve bağımlı Türkiye’de milliyetçilik emperyalizme ve feodalizme karış olmalı. Teoride bu böyle, pratikte bu böyledir. Fakat ne görüyoruz? Kendisine “milliyetçi cephe” adını yakıştıran düşman kardeşle rtam gayri milli bir hareket olarak görünüyor. Milliyetçi bir cephe NATO cephesi olamaz, milliyetçi bir cephe CENTO cephesi olamaz, çünkü bu paktlar emperyalist paktlardır ve bölge halklarını köleleştirme amacına yöneliktir. Milliyetçilik aynı zamanda antiemperyalizm olduğuna göre önce bu paktlardan çıkmak gerekir. Oysa ne görüyoruz, resmi ağızlardan ne dinliyoruz? NATO’nun, CENTO’nun övgüsünü...

Bunlar işin teorik yönleri. Pratik yönler de aynı: Yukarıda belirttiğim gibi millyetçi cephenin ilk icraatı yabancı şirketlerle mücadele eden bir müsteşarın kapı dışarı edilmesi. Bunlar milliyetçi sloganlarla güya aydın kamuoyunu kazanmak isterler. Oysa lâfla aydın komuoyu kazanılmaz. Olsa olsa bilinçsiz birkaç sallantıdaki aydını kazanırlar, o kadar. Gece gündüz, haraç mezat, dini de piyasaya sürüyorlar. Bundan da amaçları dinine bağlı Anadolu emekçilerini kazanmak.

Anadolu emekçileri politikacıların din ve ahlak derslerine ihtiyaçları olmadığı gibi bunun sık sık ticaret borsasına da sürülmesinden son derece şikayetçidir.

Halkın gözüne girmek için, halkın istek ve özlemlerine cevap vermek gerekir. Bu işler sol gösterip, sağ vurmakla olmaz. Ama bizimkiler Nasrettin Hoca’nın göle maya atması kabilinden “ya tutarsa” diyorlarsa, buna bir diyeceğimiz olmadığı gibi, bunun tutup tutmayacağını gidip Nasrettin Hoca’nın Akşehir’deki mezarından sorsunlar.

17 Nisan 1975 Sayı 3510(20)