Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           


 

SOSYALİZM ZOR BİR İŞ

 

Özellikle, geri bıraktırılmış ülkelerde, sosyalizm zor bir iş. Neden? Çünkü bu gibi yerlerde işçi sınıfı hareketi de az gelişmiştir. Dolayısıyle işçi hareketini bilinç götürecek olan küçük burjuva kökenli aydınları, kendi sınıflarının (küçük burjuvazinin) hele büyük burjuvazinin önyargılarından arındırmak çok zor oluyor. Zira dediğim gibi işçi hareketi bu ülkelerde zayıf olduğu için işçi sınıfına bilinç taşıma iddiasındaki küçük burjuva aydınlarını, bir devrimci çember içerisine alamamaktadır...

Bu yüzden böyle yerlerdeki sosyalizm, çoğu kez burjuva ve küçük burjuva boyasını taşımaktadır. Sözü geçen aydınlar, işçileşmemişler işçiler ise bilinçlenmemişler, kendiliğinden sınıf durumundadırlar. Oysa maddi ortamın zihin yapısını oluşturduğunu biliyoruz. Aydınların okuyacakları kitaplar, bu çelişik durumu tamamiyle ortadan kaldıramaz. Bundan ötürü, çoğu geri bıraktırılmış ülkelerde, işçi hareketi bir yanda, sosyalist teori bir yanda yer almaktadır. Tabi işçi aydın kaynaşması meydana gelmediği için, işçi sınıfı ve onun önderleri de (ekonomik önderlik. Politik önderlik henüz kurulmamıştır) burjuva önyargılarından kurtulamamışlardır...

Çoğu geri bıraktırılmış ülkelerde, birden çok milliyetlere rastlanmaktadır. Bu ülkelerde, belirli bir milliyetten gelen burjuvazi, diğer milliyetlerden gelen emekçi yığınlar üzerinde hegemonya kurmuşlardır. Bu durum geri bıraktırılmış ülkelerin sosyalist hareketlerine, ağır birhava vermektedir. Böyle birden çok milliyete rastlanan geribıraktırılmış ülkelerde, önyargılar daha koyu, daha yoğundur. İşçi sınıfının ve dağınık aydınların, bu ağır havayı dağıtmaları çok zor olmaktadır.

Çoğu kez, hegemonya kurmuş bulunan milliyetten gelen burjuvazi, hegemonya kurmuş bulunan milliyetten gelen sosyalistlerle, hegemonya altındaki milliyet ya da milliyetlerden gelen sosyalistler arasına kendi adamlarını sokabilmektedir.

Egemen burjuvazi, zor durumlarda kaldıkça iki yola başvurur; 1 - Komünizm (birçok geri bıraktırılmış ülkelerde, egemen burjuvazi emekçi halk yığınları arasında komünizmi casusluk gibi lanse eder ve uzun zaman da bundan başarı kazanır) tabusu. 2 - Şovenizm: (bu gibi ülkelerde ilerici- nisbeten tabi- hükümetler, iktidarda iseler emperyalizm, birliğimizi parçalamaya çalışıyor, safsatasına başvurarak yaygara koparırlar. Gerici muhalefetler ise komünizm birliğimizi parçalayır safksatasını öne atarak yaygara koparırlar. Gerici hükümetler iktidarda iseler, bu kez tersine olarak komünizm birliğimizi parçalamaya çalışıyor derler. İlerici -nisbeten tabi- muhalefetlerse, onlar da tersine olarak bu kez emperyalizm birliğimizi parçalamak- ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Ateşi meşru yollardan söndürmek lazım yoksa hem ateş olacakhem duman olmayacak bu mümkün değil- istiyor diye etrafı velveleye verirler) yani ikinci tabu, “vatan parçalanıyor” tabusudur...

Bu iki tabu özellikle ilk zamanlarda, egemen millyetten gelen işçi sınıf ile işçi sınıfı sosyalistleri iddiasındaki kimseler üzerinde derin etkiler yapmaktadır. Diğer yandan egemen burjuvazinin her neviden ajanları, baskı altındaki milliyet ya da milliyetlerden gelen emekçi yığınlar ile onların sosyalistleri arasında tahribat propagandasına başlarlar: Görüyor musunuz” derler, “kardeş olduğunuzu iddia ettiğiniz egemen milliyetten gelen işçi sınıfı ile gene o milliyetten gelen sosyalistler, size ve mensup olduğunuz emekiçi yığınlarına nasıl veryansın ediyorlar?” Bu tahribat propagandasının amacı birden fazla milliyetlere mensup sosyalist kadrolarla emekçi yığınları arasında güvensizlik atmosferi yaratmakdır. Tabi bu her neviden (aydınlar-güya aydınlar-dahil) ajanlar egemen milliyetten gelen emekçi yığınlarla sosyalistler arasında da birliğimiz bozuluyor diye güvensizlik yaratmak için propagandaya hız verirler...

Çoğu kez bu nevi propagandalar, etkili olduğu için burjuvazilerin kışkırttığı emekiçi yağınları birbirlerinin boğazına sarılırlar ve kanlı olaylar, ayaklanmalar başgösterir bundan da gene emekçi yığınları zarar görür, onları kışkırtanlarsa karlı çıkarlar.

İki tarafın sosyalistleri arasında böylece bağ kesilince meydan iki tarafın burjuvazilerine kalır. Emperyalizm bazan bu tarafın bazan o tarafın burjuvazisine göz kırparak bunlar vasıtasiyle halkları birbirine kırdırarak bu kan ve ateş deryasından sonsuz zevk alıyor.

Günümüzde sosyalist sistem, emperyalizmi gittikçe köşeye kıstırmaktadır. Dünyanın her tarafında emekçiler hızla uyanmaktadırlar. Buna paralel olarak sosyalistler de sinsi taktiği sezmeye başlamaktadırlar. Yukarıda değindiğim gibi sosyalizm gelişmekte ve genişlemekte, bütün dünya emekçileri hızla uyanmakta oldukları için artık komünizm tabusu eskisi gibi etkinlikleri kullanılamamakta, adeta çakar almaz bir silah derekesine düşmüş bulunmaktadır. Ama ikinci tabu için aynı şey söylenemez. Ohalde geri bıraktırılmış ülkeler sosyalistlerine, büyük görevler düşmektedir. Bu görev ikinci tabu olan vatan parçalanıyor tabusunu vakit geçirmeden etkisiz hale getirmektir. Zaten ikinci tabu da eski etkinliğini nisbeten yitirmiştir. Sosyalistlere düşen görev, bu nisbeten etkisini yitiren ikinci tabuya son darbeleri vurmaktır. Sözü geçen ülkelerdeki emekçi yığınlarının mücadelesi ve dünya halklarının çabaları bu nevi ikinci kategoriye giren tabuları da bugün nisbeten etkisiz hale getirmiştir.

Dünyaya genel olarak bakıldığında, görülür ki; bu gibi ülkelerde sözü geçen tabular yıkılınca, örtülü faşist yönetimler ya oyunun kurallarına uyarak demokrasi içinde, emekçi yığınların ilerlemesini durdurmaya hiç değilse yavaşlatmaya çalışıyorlar. Ya da açık faşizme gitme eğilimlerini göstermeye başlıyorlar. Bunda da başarıya ulaşamıyorlar. Çünkü burjuva önyargılarından zihinlerini arındırmaya başlamış bulunan emekçi yığınları, faşistlerin propagandalarına artık eskisi gibi kolaylıkla kapılmıyorlar. Gerici iktidarlar emek içi yığınlarının artık kendilerinin ideolojik etkilerinden sıyrılmaya başladıklarını anlayınca bu sefer baskı ve tehdit silahına başvuruyorlar. Ama emekçi yığınları gitgide ideolojize ve politize olmaya başladıkları için artık maddi cebir ve baskıya da pek pabuç bırakmamaktadırlar.

Böylece iç ve dış faktörlerden ötürü kapalı ya da açık faşist yönetimler, ortalıkta üzerlerine gün doğmuş şaşkın kurda dönüyorlar. Batı Avrupa topluluğu artık faşizme pek yüz vermemekte ve açık ya da kapalı faşist yönetimleri burjuva demokrasisinin kurallarına uymaya zorlamaktadır. Diğer taraftan dünya devrimci çemberi gittikçe emperyalizmi ve faşizmi ablukaya aldığı için sözü geçen geri bıraktırılmış ülkelerdeki açık faşizm denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Geri bıraktırılmış ülkelerdeki sosyalistler, burjuvazilerinin igvalarına kapılmazlarsa güneşin doğuşu yakındır.