Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           
     

SOSYALİZMDE ELEŞTİRİ VE ÖZELEŞTİRİ ZORUNLUDUR

 

Özeleştiri, sosyalistler arasında ayrılığı değil birliği pekiştirir ve sağlar. Bu yazıyı yazma ihtiyacını, iç sahifede 23 kapakta 25 Ağustos tarihini taşıyan Haftalık Sosyalist Gazete Kitle’de, Egemen Siyasal Gericiliğin, İki Odak Noktası: Anti-Sosyalizm ve Irkçılık-Şövenizm ismiyle yayınlanan yazı dolayısıyle hissettim.

Sözü geçen yazı bilimsel bir tahlil olup gerçek olay ve olgulara dayanmaktadır. 21 Mayıs Talat Aydemir-Fetti Gürcan olayı dolayısiyle tutuklanan Doğulu aydınlar arasında ben de vardım. Tutuklananlar arasında TİP’liler de vardı. Bizler daha tutuklanmadan önce burjuva basını hakkımızda yoğun bir kampanyaya girişti. O zamanki TİP başkanı da bu kampanyaya katıldı ve Antep’te bizi kötüleyen zehir zemberek bir nutuk çatlattı. O zamanlar Sosyal Adalet yazı işleri müdürü arkadaşımızdı ve bu arkadaşın titiz bir rötüşuna rağmen beyanat gene de zehir zemberekliğini muhafaza etti. Bu sıralarda Sayın Mehmet Ali Aybar’ın sağ kolu Sayın Behice Boran, sol kolu da Sayın Nihat Sargın’dı. Onlardan bu beyanata karşı en ufak bir tepki çıkmadı. 4 Haziran 1963’te tutuklandık. Bir yıl boyunca Ankara-İstanbul yolu arasında mekik dokuduk: Yetki ve selahiyet bakımından askeri ya da sivil bir mahkeme davamızı kabul etmiyordu. Biz Ankara Zırhlı Birlikler Askeri Tutukevinde bulunurken TİP’in o zamanki senatörü bu sefer senatodaki bir konuşmasiyle bizi yaylım ateşine tuttu. Niyazi Ağırnaslı’nın bu konuşmasına karşı da Sayin Behice Boran ve Sayın Nihat Sargın’dan herhangi bir tepki gelmedi...

TİP Genel Başkanı Sayın Mehmet Ali Aybar 141 ve 142’ci maddelerin iptali için partisi adına Anayasa Mahkemesine başvurduğu zaman, gerek dava dilekçesinde ve gerek savunmasında bu maddelerin komünizm ve bölücülüğü yasakladığını fakat sosyalizmi yasaklamadığını ileri sürdü. Böylece O’da, Doğu halkı üzerinde estirilen ırkçılık ve şövenizm rüzgarına katıldı. Gene de Sayin Behice Boranla, Sayın Nihat Sargından ses seda çıkmadı. Oysa Doğu halkı üzerinde Demokles kılıcı gibi sallandırılan ve bölücülük adı verilen eylemler Demokrat Parti zamanında Turancılara ve ırkçılara uygulanmak üzere bu fıkralar sözü geçen maddelere eklenmiştir.Müzakkere zabıtlarında bu husus açıklıkla görünmektedir. Fakat sonraları bizzat Demokrat Parti iktidarı ve sonraki iktidarlar tarafından Doğu halkına ve aydınlarına maksadına ters düşer bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır ve hala bu ters uygulanma devam etmektedir. Daha sonraları Sayın Behice Boran yayınladığı “Türkiye ve Sosyalizm sorunları”adlı kitabında tabii asimilasyon (bu da ne ola) u önermektedir. Bütün bu açık çelişkiler döneminden sonra son TİP kurultayından Doğu hakkında olumlu bir karar çıkmaktadır. Bunun samimiyetle ilgisi var mı? Yoktur elbet. Sayın Mehmet Ali Aybar’ın karşısında kuvvetli bir pozisyon almak için Doğu grubuna istemeye istemeye verilen bir tavizdir. Ama Doğu grubu bu işte samimi miydiler? Hayır. Onlar da seçim durumlarını güçlendirmek için partinin en zor ve kritik durumunda partinin sırtına bir kambur eklediler. Eğer bu işin samimiyetle ilgisi olsaydı partinin en güçlü dönemi olan 1962-1967’de kamuoyu oluşturularak ve bürokrat-militarist zihniyetle çarpışarak böyle bir sonuca varılırdı. Bu dönemde ne parti olarak ne de partinin bireyleri olarak böyle bir çalışma yapılmamıştır. Hatırlıyorum ben o zamanlar arkadaşım Terzi Niyazi’ye böyle bir tutumun doğru olmadığnı söylemiştim O’da bana hak vermişti...

Bu kararın samimiyetle ilgisi olmadığnı vurgulayan çok önemli başka bir olayda var. Sayın Behice Boran Egemen güçlerin en güçlü olduğu 12 Mart sonrasında Sıkı Yönetim Mahkemesindeki savunmasında gene Tabii asimilasyondan yana olduğunu söylüyor ve bu fikrini sistemleştiriyor, felsefeleştiriyor. Böylece egemen güçlere taviz vermeye devam ediyor. Yeni partinin tüzüğünde bu konuda en ufak bir ilerleme yok. Samimiyetsiz alınan kararın çok gerilerine düşüyor ve bu da doğaldır. Çünkü sözü geçen karar partinin gelişme çizgisine ters düşen bir çocuk düşürme olayıdır. Dolayısıyle yeni partinin tavrı eski partinin tavır ve çizgisine çok daha uymaktadır ve samimidir. Temenni edelim ki bu parti hiç değilse olumsuzlukta tutarlı olsun. Ama olumsuzlukta da tutarlı ve samimi olacağını sanmıyorum. Zira Irak’ta Kürt hareketi son bulduktan sonra bilindiği gibi bir mülteci sorunu ortaya çıktı: Yürüyüş dergisi de tam bu zamanlarda çıktı. Ne en ufak bir haber, ne de en ufak bir yorum bu aktüel adı verilen dergide çıkmadı.

Diğer bütün partileri pasifize ve ekarte edeceği iddiasiyle ortaya çıkan yeni TİP, aktüel dergisinde mülteci sorununa haber sütunlarında bile yer vermedi ve diğer sayılar da bu sessizliği devam ettirdi. Oysa ben o sıralarda Ankara’da idim ve bu çevreye yakın şahıslar kulislerde hükümetin kararının doğru olduğnu söylüyorlar ve mülteci almamak lazım diyorlardı. Hatta TSİP’in mülteciler lehinde dağıttığı bildiriye şiddetle karşı koyuyorlardı. Iraktaki Kürt halkının gerici olduğunu söylüyorlar ve buraya gelirlerse Amerikan emperyalizminin burada onları isyana sevk ettireceğini söylüyorlardı. Ne kadar çelişki ve samimiyetsiz söz ve davranışlar. Iraktaki Kürt halkının emperyalizmin aleti olduğunu yayıyorlardı. Oysa, Emperyalizm Kürtlere hançer saplamıştı ve onların ileri saydıkları ırkçı, sömürgeci Irak Baas yönetimi emperyalizme satılmış ve Arap davasına hançer saplamıştı. İkincisi Türkiye yalnız o zaman değil bugün de Amerikan emperyalizminin ileri karakoludur. Amerika arkadan hançerlediği bir halkın mültecilerini kendi karakoluna karşı ayaklandıracak. Aklın alacağı şey değil...

Bunlar hepsi samimiyetsizce alınan sözü geçen Doğu halkı hakkındaki karardan duyulan öfkenin dışa vuran tezahürleridir, İntikamdır. Oysa samimi, inanmış sosyalistlerin korkusuz, pervasız olmaları gerekir. Eğer bu külislerdeki düşünceleri gerçek düşünceleri idiyse bunu açık açık dergilerinde yazmaları gerekirdi. Yazmadılar, yazamazlar. Diyorlar ki, sözü geçen Doğu kararı olmasaydı parti kapanmazdı. Mantığa bakın. Herifler her türlü ileri düşünce ve teşükkülü ortadan kaldırmak için olağanüstü hal ilan etmişler fakat partilerine dokunmayacaklar. Dernekler ayakta bırakılmadı, nerde kaldı partilerinizin verecekler.Sonra kapanmasaydı ne olurdu, ne değişirdi? Bütün yöneticileri tutuklanıp mahkum edildikten sonra. Kağıt üzerinde parti var, fiilen yok. Yenisini kursan daha iyi...

Yukarıda söylemem gereken bir noktayı unuttum buraya alıyorum: Ben Eminönü İlçe Başkanı iken Malatya’da toplanacak TİP kongresinin hazırlıkları yapılıyordu. İstanbul İl Örgütü ilçelere bir genelge yolladı: İçeriği özetle şöyle “kongremiz toplanacak ilçeler tüzük tadilleri hakkında görüşlerini bildirsinler, il delegeleri bu önerilerden esinlenerek bir senteze varacaklar.” Ben de İlçe Yönetim Kurulunu toplantıya çağırdım ve ilden gelen genelgeyi okuyarak müzakkere açtım. Müzakkere sonucunda Eminönü ilçesi olarak aşağı yukarı şöyle bir karara varıldı: “Tüzüğümüzün 53. maddesinde partinin her kademedeki örgütünde bulunan kişilerin yüzde elli biri işçi olacak. İstanbul başlıca sanayi kentidir ve Türkiye’nin beynidir. Eminönü de İstanbul’un beynidir (hem ekonomik hem de kültürel bakımdan). Altı yüz üyemiz vardır bunun fiilen fabrikada çalışanı bir elin beş parmağını geçmez. Bu yüzden bu maddeyi esnaf lehinde kullanmak zorunda kalıyoruz. Taşrada ise öncelikle durum esnaf lehinde kullanılmaktadır. O halde bu fiili durumu kanunlaştıralım. Sözü geçen maddeye açıklık getirelim, işçi olmayan yerlerde kurullarda bu nisbeti esnaf lehine kullanalım.” İçeriği bu olan İlçe Yönetim Kurulu kararını İl’e gönderdik. Birgün cağaloğlunda il başkanı ve sendika gediklisi Sayın Şaban Yıldız’a rastladım: O’ne hiddetti yarabbi. Ateş püskürüyordu. Bu kararını parti tarihinde bir kara leke olarak kalacak diyor, ateş salvolarını şiddetlendiriyordu. Anladım ki sendika gediklilerinin nasırına ve bam teline basmıştık. Doğrusunu isterseniz kararımızın tepkileri olacağını düşünmüştük ama bu derece sendika ağalarını köpürteceğini doğrusu düşünmemiştik. Çünkü bu maddedeki işçi sözcüğü sadece bir paravana idi. Bundan kast edilen mana sendikacılardı. Tabii bunu açıkça tüzüğe koysalar rezil olacaklardı onun için böyle bir maskeye bürünmüşlerdi. Sendikacı parti kurucuları nitekim aklımda kaldığına göre İzmir kongresinde Fethi Naci ve arkadaşları çeşitli konular arasında bu konuya da dokunmuşlardı. O zaman baş sendika gediklisi açıkça kongreyi tehdit ve jurnal edince, iş, Aybar’ın aracılığı ile tatlıya bağlanmıştı. Ama Fethi Naci ve yirmi iki arkadaşı da ihraç edilmekten kurtulamamışlardı. Nitekim daha yeni kongreden geçtiğimiz halde ilin ve merkezin tahrik ve teşvikiyle başkanlıktan istifa etmek mecburiyetinde bırakıldım. Gerekçe neydi: Gerekçe MİT’in gerekçesiydi: “Başkan komünist Kürtçüydü”. Böylece üyelerin zihinleri bulandırılmak isteniyordu. Ama üyeler benim etrafımda saf tuttuğu halde bu zihniyeti protesto kabilinden istifa ettim.

Türkiye sosyalizmi şövenizmden arınmadıkça Türkiye’de sosyalizm kurulamaz. Saygılar, sevgiler.

Edip Karahan