Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           
     

 

 

SEKTARİZM PASİFİZME GÖTÜRÜR

 

Son zamanlarda birçok çevrede yoğun bir sektarizme rastlanmaktadır. Bazı çerve ve kişiler sektarizmi adeta devrimci bir tavır olarak görür gibidirler. Aslında sektarizm mücadeleden kaçmanın bir yolu hatta mücadeleden kaçma yollarının en önemlisidir denebilir. Bir grup ya da bir kişiye mütevazi bir öneri getiriyorsun, karşındaki ya da karşısındakiler ipe un sermek için sana süper önerilerde bulunuyorlar. Bu süper önerilerin içerisinde bulunulan zamanın ve üzerinde yer alınmış bulunan mekanın somut koşulları ile ilintili midir, ilintili değil midir diye düşünülmeksizin ileriye sürülmesi gerçekten garip bir durum yaratmaktadır. Sanıyorum ki, bu gibi fikirleri ileri sürenlerin hemen hepsine yakın bir bölümü iyi niyetlidir ve bu fikirleri devrim adına ileri sürmektedirler. Esas genel konuya gelmeden önce geçmişten birkaç münferit örnek vereyim...

Ben o zamanlar İstanbul da idim ve zaman zaman gerek Doğu hakkında gerekse ülke çapında bazı fikir ve önerileri getirir ve bunu bana yakın bulduğum şahıslara iletir; sunardım. Bazı arkadaşlar bunu normal boyutları içerisinde inceler, düşüncelerini söylerlerdi. Bazı arkadaşlar da günün, zamanın, mekanın ve bizlerin ekonomik durumlarını düşünmeden kendince büyük sayılan ve gene kendince devrimci bilinen düşünce ve öneriler ileri sürerdi. İşin tuhafı bu fikirlerin verili zaman içerisinde mümkün olmadığı apaçık ortadayken bazı arkadaşlarımız oportünizm damgasını yememek için ya ses çıkarmazlar ya da önce savundukları fikirleri bir yana atarak ortaya atılan bu fikirlere sahip çıkarlardı. Hatta bazıları bu ortaya atılan fikirlerin ideologları kesilirlerdi, ve bu fikirleri ilk önce ortaya atanlar kendi fikirlerinin izleyicileri (sahipleri, yaratıcıları değil) olarak kalırlardı. Bir örnek vereyim: Örneğin aylık bir dergi çıkarma önerisinde bulunuyorsunuz ve doğalki olanaklarınızı düşünerek hatta zorlayarak bu öneride bulunmuşsunuz, bakıyorsunuz yıllardır beraber koşup tozuttuğunuz bir arkadaşınız bütün olanaklarınızı bildiği halde hayır diyor aylık dergi neye yarar günlük gazete çıkarmalıyız. Diğer arkadaşlarınız bu önerinin ipe un sermekten başka birşey ifade etmediğini bildikleri halde ileri sürülen fikre enteresan, incelenmeye değer deyip ortaya yeni atılan fikir hemen tartışmaya konularak üzerinde konuşuluyor, akşam oluyor, müzekkere başka bir güne erteleniyor. Haftalarca havanda su dövüldükten sonra gününe uygun öneri devrimci öneri müzekkereleri yoluyla kim vurduya getirilerek bir köşeye atılıyor.

Bir başka örnek: Doğu’nun bir vilayetindesiniz ve küçük bir baskı makinası alarak iki ya da dört sahifelik bir vilayet gazetesi çıkarmak istiyorsunuz. Bir sivri akıllı “yeni ve orijinal” bir fikir ileri sürüyor: Küçük baskı makinasından ne çıkar, bir rotatif almalı ve Türkiye çapında önemli bir günlük gazete çıkarmalı. Başka “mevvat” basılmalıdır. Haydi bu sefer bunun müzekkeresi başlar, aylar sonra bu da uyutulur gider. Bu gibi fikirleri ileri sürenler arasında kötü kasıt sahipleri çıkabilir. Ama ben geçmişte özellikle şimdilerde bu kabil fikirleri ileri sürenlerin çoğunun iyi niyet sahipleri olduklarına inanmışımdır, inanıyorum. Sorun sakat devrimci anlayıştan ileri gelmektedir. Ve netice pasifizme, hareketsizliğe, hiçbir şey yapmamaya götürüyor. Üstelik aşağıda çizeceğim tabloda görüleceği gibi bugün böyle bir durum yalnız hareketsizlik yaratmıyor, bu hareketsizlik, faşistlere, rejim düşmanlarına da yarıyor: Şimdi genel konuyu birkaç fırça darbesiyle kısaca anlatayım:

Son zamanlarda kısmi senato seçimleri konusunda çeşitli fikirler ileri sürülüyor. Önce şunu söyleleyim: Kendilerine süper devrimci adını yakıştıran çoğu kimseler daha konuşma başlamadan dudak büküyor, hafif ya da yoğun (karşılarında bulunan kişilerin kimliklerine ve ciddiyetlerine göre) bir istihza ile canım aralarında ne fark var, ikisi de burjuva değil mi? Dilinizin döndüğü, aklınızın erdiği kadar anlatmaya çalışyorsunuz, bağazınızda tükürük kalmıyor, dilinizde tüy bitiyor ve karşınızdakinin ya da karşınızdakilerin tavrına bakıyorsunuz, su ya da ayran içer gibi rahatlıkla ve dediğim gibi ya hafif ya da şiddetli bir istihza dalgası içerisinde gene canım ne fark var MC ile CHP arasında, ikisi de egemen güçleri temsil etmiyor mu deyip sorunun içinden baldan kıl çeker gibi sıyrılıyorlar. Hayret doğrusu bu kerte dümdüz ‘kafalılığa”.

MC 12 Mart hukukunun gerisine bile düştü. Fiili saldırılara başladı. Nasıl legal faaliyet yapacaksın, yapacaksınız. Belki CHP, dünyayı güllük gülistan yapmayacak, yapamayacaktır. Ama herhalde fiili saldırılar duracak. Bunu kısa ve yamalı iktidarında gösterdi. 141 ve 142. maddeleri kaldırmazsa, kaldıramazsa bile herhalde bir rötuşa tabi tutacak, bir takım ayarlamalar yapacak diyorsunuz: Nafile! Bunlara laf anlatmak kabil değil. Böyle hareket ederlerse devrim ilkelerinden ödün vereceklerini sanıyorlar. Onlara söylemeyi unuttuğum bir başka hususu da bu yazıda aktarayım bari tablo eksik kalmasın: Birinci ve İkinci Dünya savaşları emperyalist burjuvalar arasında olmadı mı? İkinci Dünya Savaşı’nın taraflarından birinin içerisinde Sovyetler Birliği de yok muydu? Buna ne söyleyeceklerini merak ediyorum. Bunun cevabını biri çıkıp yazı ile verirse benim ve benim gibi düşünen okuyucular da istifade ederiz.

Efendim CHP reformcu bir partidir, halka ufak tefek tavizler verince, halk uyuyacak ve devrim yolundan sapacaktır. Öyleyse MC ile birlikte siz de halkın üzerine taş, sopa ve tabancı ile ilerleyeceksiniz ki halk devrimci olmaktan çıkmasın ve devrimci süreç kabarsın. Onun için işçinin ücretini indireceksiniz, az topraklı köylünün elinden o, küçücük toprağını da alacaksınız, 141 ve 142. maddeleri daha şiddetlendireceksiniz! Eğer zelzele yaratma gücümüz olsaydı Türkiye’nin bütün bölgelerini sarsıtıya uğratıp halkın devrimci gücünü arttırırdınız! Hasılı felaketten, hem sosyal hem doğal afetlerden medet uman süper devrimci kardeşlerim!

Bu davranışlar, bilerek bilmeyerek MC’yi güçlendiren davranışlardır. Seçimi boykot etmek, o sandığı başına gitmemek MC’yi güçlendirir. Eğer gerçekten afetten medet umuyorsak, ortalığın karışmasını istiyorsak, o zaman MC’ye oyumuzu verelim olsun bitsin!

 

5 Ekim 1975