Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           


 

 

ÖZ VE BİÇİM SORUNU

 

Öz ve biçim sorunu, edebiyatın ya da geniş anlamı ile sanatın eski bir problemidir. Hatta bana öyle geliyor ki, bu sorunu daha da genişletebiliriz: Felsefe alanında “madde-mâna”, “benen-ruh”, “fiil-kelam ya da kal” vb. ne demektir? Bana öyle geliyor ki bunların hepsi aynı kapıya çıkar. Bir kez madde aleminde düşünelim: Eski deyimle şekil yeni deyimle biçimsiz bir cisim var mıdır? Doğada her cismin her maddenin bir biçimi vardır. Bunun gibi eski deyimle mana yeni deyilme anlam aleminde “özsüz biçim” olamaz gibime gelir. Burada öz ve içerik ilişkilerini düşünmeli. Ben özden içeriği anlayırom. Bu da her kavram ya da kavramlar gibi zaman ve mekan koşulları içerisinde yer alır. Diğer konular gibi bu konuyu da sınıflar üstü bir konu imiş gibi ele alabilir miyiz? Bana öyle geliyor ki: Hayır. Bu konu bizi daha ötelere de götürebilir. Sınıflarüstü bir sanat var mıdır? Gene bana öyle gelirki: Yoktur. O halde “öz ve biçim” sorununu da sınıfsal açıdan ele almak zorundayız: Estetik bir sosyal değerdir ve onun bir muhatabı vardır. Estetik aynı zamanda bir değer yargısıdır da. Her sınıftan insanın ayrı değer yargıları olduğuna göre ayrı bir estetik anlayışı da vardır. Bazı kimseler diyorlar ki; Yahya Kemal da iyi şairdir. Nazım Hikmet de iyi şairdir. Bu yargı doğru mudur? Bana öyle geliyor ki bu değer yargısı yanlıştır.  O halde az çok ün yapmış ve adı ilericiye çıkmış bir kimse ya da kimseler nasıl öyle bir yargıya varıyorlar? Kanımca bu konunun açıklaması şöyle yapılabilir: Toplumumuz bir geçiş toplumudur. Bundan ötürü ülkemizde henüz kesin sınıf mevzilenmesi oluşmamıştır. Ayrıca günümüzde sanatçıların büyük çoğunluğu küçük burjuva kökenlidirler. Bunlar kendilerini ilerici hatta devrimci olarak görebilirler. Bu, sorunda bir değişiklik yapmaz. İlericilik, devrimcilik, sosyalistlik sübjektif bir değerlendirme ile ortaya çıkmaz. Ancak objektif bir durumla meydana çıkar. Bir örnek vereyim: Bir ülke ki henüz devrimci partisini net olarak ortaya çıkarmamıştır. Bu parti dıştan burjuvazi ile savaşarak içte çeşitli sapmalarla savaşarak doğar ve gelişir. O zaman devrimcilik bireysel bir yargı olmaktan çıkar. Ojektif bir yargı, hatta deyim yerindeyse partisel bir yargı biçimine bürünür. Yani parti devrimciliğin denek taşı olur. Ne yazık ki bugün bu durumdan henüz yoksunuz.

Bu sözlerim elbette ki, parti adamları, sanatçıları güder ya da yönlendirir anlamına gelmez. Bu sözler, belli bir toplumun partisel durumunun saptanmasından başka bir anlama çekilmemelidir. “Parti ve sanat” konusu ayrı birşeydir ve doğaldır ki, bu yazının konusu değildir...

Ayrıca bir yerde sosyalist rejim kurulur kurulmaz insan burjuva değer yargılarından kurtulur gibi sekter birtavır almak da olanak dışıdır. Sosyalist birtoplum da çeşitli aşamalardan geçer. Bu da yetmez çünkü dünyada kapitalist devletler varoldukça bu ortak değer düşüncesi de bir nisbet dahilinde sürer gider. Konuyu dağıtmamak ve genişletmemek için derinliğine ayrışımlardan (tahlillerden)sakınıyorum.

50-60 döneminde “anlamsız şiir” sorunu ortaya atıldı. Ve bu kurala göre çeşitli şiirler hatta çeşitli kitaplar yazıldı. Sonra öyle aşırı biçimlere büründü ki en sonunda anlamsızlıkkonusu günlük konuşmalara bile aktarıldı. Hiç unutmam, bir arkadaşım vardı. Kendisi de değerli bir sanatçıydı. Birlikte gezip tozup yol ayrımına geldiğimizde kendisine sorardım: Ne diyeceğiz şimdi? Bana cevap verirdi: Geceler diyeceğiz diyordu. Geceler geçer diyerek ayrılırdık. Akradaşım ayrılırken kendisine iyi geceler, dememe izin vermez, buna kızardı. Oysa geceler pekala iyi geceler’i çağrıştırdığı gibi bu deyimler aynı sahnede de geçerdi, ayrılık sahnesinde de. Sonraları bu akım da her yapay akım gibi kısa zamanda tarihe karıştı.

Bu akım bana Rebonzon Kruzo’yu hatırlatırdı her nedense. Robenson Kruzo bir ıssız adaya çekilmekle güya kendisini toplumdan koparıyordu. Bu akradaşlarda tümceyi sağa sola kıvırarak ya da tümceleri kısaltarak alışılmış dilden kopableceklerini sanıyorlardı. Oysa bu tam tamına bir aydın bunalımından başka bir şey değildi. Zaten sanırım ki anlamlı olsun anlamsız olsun şimdiye dek sanat adamlarımız bize bu akımları Fransa’dan getirmişlerdir. Sanırım ki bu “anlamsız şiir” konusunu da orada epey eskidikten sonra bize yeni “taam” gibi sunuluyordu...

Yalnız özsüz biçim olamayacağı gibi değerlere bağlı olmayan zaman ve mekan üstü öz ya da içerik de olamaz. Örneğin günümüzde ve toplumumuzda her türlü cambazlık yapılarak kölelik rejimini konu alan ve bunu savunan bir sanat yapıtı sanırım ki gerici çevrelerde bile yüz bulmaz. Hatta feodalizmi konu alan bir sanat yapıtı için bile aynı şey söylenebilir. Çünkü gericilik ve ilericilik de oransal ve görece bir kavramdır. Köleci rejimin gericileri ile devrimcileri, feodalizmin gericileri ve devrimcileri ayrı olduğu gibi kapitalizmin de gericileri ve devrimcileri ayrıdır ve her birisi ayrı bir kategoride yer alır. İlerici çevrelere hitap eden birsanat yapıtı 50-60 dönemini bile savunamaz ki o kadar kısa bir zaman aralığı olduğu halde.

Sanat sınıfsal olduğu gibi her zaman ilerici ya da gerici de olamaz. Tarihte hangi sınıf devrimci bir atılımla sahneye çıkarsa onun sanat da dahil bütün oluşturmak istediği kurumlar da devrimci olmak zorundadır bir zamana dek. O sınıf, devrimci atılım da başarı kazanıp rejimini kurduktan sonra zaman içinde ve bir süreç dahilinde gerilmeye başlar ve yeni bir sınıf tomurcuklanmaya başlar ve kurumlarını yaratmaya çabalar. Eski devrimci sınıf bütün kurumlariyle (sanat dahil) geriye çekilir, büzülür ve savunma durumu takınır. Bu savunma durumu takınan sınıfın kurumları ve bu kurumlara mensup kişiler yeni doğan kurumları (sanat dahil) kötülemeye çalışırlar. Ve her alanda bir ilericilik ve gericilik çatışması başlar. Doğaldır ki, bu geriçi kurumların tavrı ve terminolojisi temelde değişmemekle birlikte görünümde bir değişiklik gösterebilir, buna aldanmamak gerekir. Örneğin eskiden ilerici ama şimdi gerici bir karakter kazanmış bulunan sanat kurumunda savunma aracı olarak “sanat sanat içindir” terranesi ortaya çıkar. Eskiden devrimci olan şimdi gerici bir karakter kazanmış bulunan sanatın artık herhangi bir mesajı kalmadığı için “sanat sanat içindir” şiarı ortaya atılır. Bu ne demektir? bu şu demektir ki, yenici ve devrimci ve doğmakta bulunan sanat, mesajından vazgeçsin kelime oyunlarıyla biçim canbazlığı yapsın ve görevini yapamaz olarak egemen gerici sınıf çıkarlarına zararlı olmaktan çıksın. Burada sanat adeta zaman ve mekan üstü imiş gibi lanse edilerek ideolojik amaçlar saklanmaya çalışılır. Açıktan devrimci sınıfın devrimci sanatı mesaj yayınlamakta vazgeçsin derse zaten derhal küllah altındaki kel görünmeye başlayacağı için, sanat canmazlıklarıyle gerici sınıf ideolojisi maske altına alınmaya çalışılır. Oysa “sanat sanat içindir” dendiği zaman bu gerici sanat anlayışı bal gibi sanat yoluyla gerici mesajını ileterek ideolojik ve hatta çok alerjik göründükleri politik bir misyon yapmış olurlar. Şimdi “sanat sanat içindir” diyenlerin öncüleri, kendilerine karşı bu anlama gelebilecek formüller, yenmek istedikleri sınıfın sanat kurumu mensupları tarafından ileri sürüldüğü zaman bunu redederek sanatın devrimci olduğunu söylediklerini tarihi karıştırarak anlayabilirsiniz. Ama ezeli ve ebedi bir kategori yeryüzünde bulunmadığı için bu kez onlar eski dinin gerici sınıf sanatçılar ıtarafından kendilerine karşı ileri sürülmüş bulunan küflü silahları alarak yeni doğmakta bulunan devrimci sanat mensuplarına yöneltirler...

Bilim alanında da sanat alanında olduğundan ayrı birşey ileri sürülmez. Gerici sanat mensupları gibi gerici bilim mensupları da aynı silaha sarılırlar. Onlar da “bilim bilim içindir”anlamına gelebilecek martavallar ileri sürerek böbürlenirler ve kendilerine yöneltilen her savı “politik”, “banal”, “bilim dışı” vb. gibi safsatalar ileri sürerek, burun büker, gerdan kırararlar ve böylece görevlerini yapmış insanların azametiyle caka satmaya kalkışırlar. Bütün bunlar gizlenmek istenen bir sınıf korkusunun işaretlerinden başka bir şey değildir.

Ya politika alanı. Bu alanda da aslında değişik olmayan şeyler ileri sürülür. Bunda taktik şudur: Burjuva politikacıları politikayı herkese yasaklamaya çalışırlar: Talebe dersine çalışmalıdır. İşçi fabrikadaki işinin başına gitmelidir. Memur zinhar, politikaya karışmamalıdır. Esnaf ve zanaatkar tezgahının başına gitmelidir. Hasılı yalnız birkaç burjuva temsilcisi sözde aydın kimse politika ile uğraşmalıdır. Zira büyüklerimiz bizden daha iyi ve bizden daha çok bizi düşünürler. Gece gözlerine uyku girmez, hep yurt ve ülke sorunlarıyle kafa patlatırlar hikayeleri yaydırılmağa özen gösterilir. Hele tehlikeli alanlarda bunların günlerce gecelerce uyku uyumadıkları martavalları etrafa özenle yayılmaya çaba gösterilir. vb. vb.

Ama zamanla politika, bilim ve sanat alanlarında bu mavallar sökmemeye başlayınca daha önceleri bu manevi misyonlara paralel olarak yürütülen polisiye tedbirler büsbütün kabartılır, şişirilir ve etrafa dehşet saçılmaya başlar. Keller bütün kakülleriyle birlikte gün ışığına çıkar. Manevi silah çakar almaz duruma geldikçe maddi silah şiddetlendirilir. Ve bu, böylece sürer, ta ki tarihin devrimci altılımını yapmak üzere sahneye çıkan sınıf, savaşı kazansın.

Gericiler ve ilericiler bütün alanlarda mücadele halindedirler. Sorun gerici sınıfların “iğva”larına gelip zaman yitirmemekte yatar. Çünkü bütün bu gerici iddialar sadece “mel’unca”sına ileri sürülmez, bazan da “içtenlik”le bu savlar ileri sürülür. Amacımız bu ikinci kategoriye giren iyi niyetlileri uyarmak olmalıdır her alanda. Çünkü gözümü arkaya çevirip maziye bakınca ne çok iyi niyetlinin ne çok zaman tökezlediklerini görür gibiyim. Bu tökezlenenlerin çoğu bugün devrimci sanat, bilim, politikanın en ön saflarındadır ve buna çok seviniyorum. Örneğin dün “kinci yeni” akımı içerisinde yeralan birçok gençleri bugün devrimc isanat dergilerinde imzalarını görerek sevindiğim gibi biraz da üzülüyorum, çünkü epey zaman yitirildi bu arada. Özellikle büyük burjuvazi tarafından küçük burjuva kökenden gelen aydınların gözleri önüne dikilen perdeyi çarçabuk yırtıp atmak gerekir gene zaman yitirmemek için. Artık bu küflü konularla uğraşıp zaman yitirmemeli, devrimci sanat kuralları ortaya atılmalı ve devrimci sanat yapıtları vermeye çalışmalıdır. Elbet geçmişte devrimci kurallar ortaya atarak bunlara göre devrimci sanat yapıtları verilmiştir. Bu devrimci mirası ele alıp nicelik ve nitelik yönünden zenginleştirmelidir. Bu konuda devrimci eleştirmenlere büyük görevler düşmektedir. Devrimcilere başarılar her alanda.

Edip Karahan