Başkanlık Divanına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

 

 

 

 

    Edip Karahan

Naci Kutlay

 

Sevgili Edip Karahan’la ilk kez nerede tanıştığımı anımsamıyorum. Belleğimde kalan, İstanbul’da Üniversiteyi okuduğu ve Kürt çevrelerinde sözü edilen bir genç oluşudur. O’nunla yaşıt olmalıyız, ya da benden bir yaş büyük. Bizden önceki kuşağın İstanbul’da çıkardıkları dergi çevrelerinden, örgütçü olduğunu ve bu tür dergilerde yazıları çıktığını duyuyordum. En verimli çağında, 1976’da öldüğünde 46 yaşındaydı.

6 Haziran 1963 tarihinde “Yirmiüçler Davası’nda tutuklandığında, onları Ankara’ya getirdiler. Ankara, Harbiye’de, büyük askeri binaların arka bölümünde tutukluydular. Bende Ankara Tıp Fakültesi 1. Hariciye Kliniği’nde asistandım. Aralarında “49’lar Davası”ndan hapishane arkadaşlarım da vardı. Ziyaretlerine giderdim. Irak’lı Kürt üniversite öğrencileri, Musa Anter, Sait Elçi, Medet Serhat, Enver Aytekin, Edip Karahan ve daha birçokları... Görüşmelerde tümüyle konuşma olanağı bulurdum. Edip’in ziyaretlerdeki esprilerini anımsıyorum. Derik’li ve hukuk fakültesi öğrencisiydi. Üniversiteye İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde başlamış ve ardından Hukuk fakültesi’nde karar kılmıştı. Bilmediğim nedenlerle öğrenciliği uzadı Edip’in. Yanılmıyorsam bir iki dersi vardı ve bitiremedi. Türkiye İşçi Partisi Eminönü İlçe Başkanlığı yaptığında ben de Ankara’da TİP üyesiydim.

1962 yılında İstanbul’da “Dicle-Fırat” gazetesinin sahip ve yazıişleri müdürlüğünü yaptı. Gerçek adından başka, “Edip Osmanoğlu”, “Hamit Mazıdağlı”, “Mahmut Bayraktar” ve “Reşo” imzalarını kullandığını, Komal Yayınevi’nin 1977 yılında yayımladığı “Bir Kürt Devrimcisi: Edip Karahan’ın Anısına” eserinden öğreniyoruz. 3 Eylül 1967, Diyarbakır Mitingi’ndeki konuşması nedeniyle bir yıl ceza aldı ve 9 ay tutuklu kaldı.

12 Mart 1971 Askeri Hareketi’nin hemen ardından Diyarbakır’da birlikte tutuklandık. Diyarbakır’ın o güzelim Mayıs ayıydı, İsrail İstanbul Başkonsolosu Elrom’un öldürülüşü üzerine tüm ülkede ve bu arada Doğu ve Güneydoğu’daki ilericiler ve Kürt aydınları tutuklandılar. Sayımız yüzleri buluyordu. Kimler yoktuki... Biz tukukluların kendi aramızdan seçtiğimiz temsilcimiz de Edip Karahan’dı. Askeri yönetimce O’na “Çavuş” deniyordu. İstemlerimizi “Çavuş Edip Bey” yoluyla iletiyorduk. Şarlo’nun filimlerindeki gibi, alaycı haliyle bizi sıraya koyar ve komutana tekmil verirdi. Ağzında gevelerdi, ne dediğini kimse anlamazdı ve tam Şarlo gibiydi... Olan bitenle bu şekilde alay ederdi. Komutan da Edip’in ne söylediğini anlamazdı... Birşey de sormazdı üstelik... Bir ara yumuşak bir dönemimiz oldu içerde. Askeri Tutukevi’ne ucuz Türk filimleri getirip gösteriyorlardı. Onlar birkaç kuruş kazanıyor ve biz de uzun geceleri bu şekilde yarılardık. Kriminal rollerde Edip’e benzeyen bir artist vardı. Başta Edip olmak üzere hepimiz gülerdik o sahnelere. Sonunda DDKO -Devrimci Doğu Kültür Ocakları- sanıklarının dosyalarını birleştirdiler. Çok ilginçtir, Diyarbakır DDKO’dan ben ve Edip’i “Komünist örgüt”kurmaktan cezalandırdılar. İki kişiden oluşan komünist bir örgüt... Bana 9 ve Edip Karahan’a da 8 yıl ceza verdiler. Ben tutukluydum ve bir yere gidemedim. Karar verildiğinde Edip tukuksuzdu ve Kuzey Irak’ta Molla Mustafa’nın kurtarılmış bölgesine geçti. Barzani’nin egemen olduğu yörede yargıçlık yaptı.

Diyarbakır DDKO binasında, 11 Nisan 1971 günü Edip Karahan’ın bir semineri vardı. O tarihlerde özellikle gençler arasında çok ateşli tartışmalar olurdu. Fraksiyonlar kıyasıya mücadele ederdi. Gençler ve gizli istihbarat örgütleri boş durmuyordu.  O günkü seminer çok kalabalıktı. Ben de vardım ve yönetici olduğum için, provakasyonlar olur endişesiyle dikkatle izliyordum. Esmer ve uzun boylu bir genç provakatif sorular sordu Edip’e. “... Emperyalizme karşı silahlı savaş... Kürtlerin kendi kaderlerini belirleme hakkı... Kürt halkının kurtuluşu...”gibi yasadışı konulara ilişkin sorulardı genellikle. Edip Karahan’ın yanıtları bu gencin sorularını daha da ileri boyutlara vardırdı. Ben müdahale ettim. Anayasal ve yasal zorunlulukları anımsattım. Legal bir örgütün çatısı altında bulunduklarını unutmamalarını söyledim. Meger dinleyicilerden birinin cebinde ses kayıt cihazı varmış. İstihbarat örgütlerinin bu kayıtları Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi yargılamalarında karşımıza çıktı. Yargılanırken, ara verildiğinde Edip gülerek yanıma geldi: “... Ulen nekadar da puşt varmış be!...” dedi.

Edip İstanbul’da, öğrencilik yıllarında Sümerbank’ta çalışan Rumeli”li bir hanımla evlenmişti. Çocukları olmadı. 1970’lerde Diyarbakır’a taşındıklarında Rumeli’li eşiyle tanıştık ama öyle sık aile ziyaretlerimiz olmadı. Ardından Edip’in Derik’li ikinci bir eşi oldu. Yasal durumlarını bilemem. Bu Kürt hanımdan dört çocuğu oldu. İki oğlunu anımsıyorum ve çok sevecendiler. 1974-78 yıllarında Mardin Devlet Hastahanesi’nde doktorken, zaman zaman bana uğruyorlardı. Edip’in babası yoktu[*]. Annesi diri, sözü sohbeti dinlenen bir kadındı ve Kızıltepe’de kiraya verdiği dükkanları vardı. Bunların yönetimini Edip’e vermedi ama oğluna hep yardımcı oluyordu. Bir defasında hanımlarının ikisi aynı günde askeri tutukevine O’nu ziyarete geldiler. Edip epey sıkıntı çekti o gün. Aksiliğe bakın, ilk kez bir de general geldi tutukevine. Edip Kürt eşiyle Kürtçe konuşuyordu. General Edip’e çıkıştı ve müdahale etti. Zaten genel havası bozuktu... Generale öyle yüksek sesle karşılık verdi, öyle bağırıyordu ki, biz tutuklular, subay ve erler, hatta generalin kendisi de şaşırmıştı. “Faşist”mi demedi... “Ben istediğim dili konuşurum...”, “Sana ne?”, “Sana ne oluyor?”anımsadıklarımdan en hafifleriydi. Olay kapandı... Birşey olmadı.

1 Ekim 1962’de yayına giren Dicle-Frat aylık fikir gazetesinde, “Niçin Çıkıyoruz” başlıklı yazıyı yazdı. Doğu’nun geri kalmışlığına, feodal yapısına değindi. “Demokratik hak ve hürriyetler’in gereğini öne çıkardı. O dönemde yürürlükte olan “Fırat’tan öteye geçme”nin izne bağlı olmasını eleştirdi. İkinci sayıda “Reşo imzasıyla “Xaltika Talê” adlı küçük bir öykü yazdı. Yine aynı sayıda “Doğu Kalkınması ve Yanlış Görüşler” i Edip Osmanoğlu imzasıyla kaleme aldı. Üçüncü sayıda “Reşo”imzasıyla bu kez “Xaltika Seyro” öyküsünü sundu. Bunların yanında “Hukuk Devleti”ni de Edip Osmanoğlu olarak yazdı. 6 Ocak 1963 tarihinde “Dicle-Fırat”ın 4. sayısında Edip Karahan, “Edip Osmanoğlu” imzasıyla “Birlik ve Beraberliğe Dair” başlıklı başmakaleyi yazdı. Burada: “... Bir kısım vatandaşların diğer bir kısım vatandaşlar üzerinde tahakküm tesis etmelerine meydan vermemek, bütün vatandaşları ırk, din, mezhep dil farkı gözetmeksizin kanun karşısında müsavi kılmak, vatan bütünlüğünü ve millet fertlerinin kardeşçe yaşama halini ihlal eden hareketleri mevki ve mansıba bakmaksızın tecziye etmek..” cümlelerini okuyoruz. “Reşo” imzasıyla “Xaltika Fersê” öyküsü de yazılıyor bu sayıda. Bu öyküde “Lê Kübarê” başlıklı bir Kürtçe türkü yer aldı. Beşinci sayıda Edip Osmanoğlu, “Umumi Durum”başlıklı başmakale, “Çizgiler”başlığı ve Hamit Mazıdağlı imzasıyla bir eleştiri yazısı yazdı. Edip yine aynı sayıda üçüncü bir imza olan”Mahmut Bayraktar” imzasıyla “Kongo Buhranı”nı yazdı. O günkü Kongo sorununa ve krizine değindi. Evet yine aynı sayıda Edip Karahan’ın dördüncü imzası olan “Reşo’yu görüyoruz. “Dinê û Dino” öyküsüdür bu. 6. sayıda “Umumi Durum’u başmakale olarak Edip Osmanoğlu, “Çizgiler”de “Türkeş ve Sosyalizm”i Hamit Mazıdağlı, “Yeni Gelişmeler”i Mahmut Bayraktar ve “Xecê û Siyamed”i Reşo imzası ile yazan Edip Karahan neredeyse gazetenin yarısını kaleme alıyordu. 7. sayıda “Demokratik Cephe” başmakaledir. İmza Edip Osmanoğlu... “Çizgiler”de “Hani Vaizler Kürtçe Veriliyordu?” da Hamit Mazıdağlı imzası var. Siyasi yazı, “Ben Bella’nın Mücadelesi Bitmedi”nin imzası Mahmut Bayraktar ve “Swaro” öyküsünde imza Reşo’dur. Tüm imzalar Edip Karahan’ın...

İşte dostum rahmetli Edip Karahan bu denli çalışkandı. O günün kısır ortamında böylesi eylemlerin yaratıcısıydı. Günümüzde O’na çok gereksinim var diye düşünüyorum.

Ocak 1998 Ankara



[*]Burada yanlış bilgilendirme vardır. Edip abe babamdan ewel wefat etmiştir. E.K.


 

GHT 2004 Enwer Karahan