Başkanlık Divanına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

                                                                                                           

EDİP KARAHAN’I TANITMA - YORUMLAMA VE ORTAK ANILAR...

 

 

İbrahim GÜÇLÜ  (1)

 

 

EDİP KARAHAN,  İYİ BİR KÜRT, BİR BİLGE VE MÜCADELE ADAMI İDİ

 

 

Edip KARAHAN, başka bir deyimle Edip Ağabeyimiz ve  meşhur bir tanımla 12 Mart  1971 Darbesi Diyarbakır - Siirt İlleri Sıkıyönetim Hapishanesi’nin tescilli “DİVAN BAŞKANI”, çok genç yaşlarda, 46 yaşında, aramızdan ayrıldı.

 

O, 1930 yılında Mardin’in Derik ilçesinde, dünyanın büyük ekonomik krize yöneldiği ve Kuzey Kürdistan’ın kan ağladığı yıllarda dünyaya gelmiş. 1976 yılında çok kıdemli bir Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak, geriye kalan derslerini tamamlamak için İstanbul’da bulunurken, ani ve talihsiz bir kalb krizi sonucu, dünyamızdan kırgın bir bıçımde ayrıldı. Bu ayrılığıyla, Kürt halkına, dostlarına ve ailesine büyük bir haksızlık  yaptığı tartışmasız.. Ayrılırken, şüphe yok ki, yakınlarını yasa boğdu.  Bizler, “Divan Başkanı”mızın o gür ve cesaretli sesinin ölümle bile kesilmeyeceğini ve boğulmayacağını düşünüyorduk.

 

Ama ne yazık ki, öyle olmadı. O, 21 bir senedir aramızda göç etmesine rağmen, sesini duyamaz olduk. Çünkü, O’na, Kürt yursevertleri ve dostlarının yeterince sahip çıkmadıkları görüldü. Bunun nedenlerini ileriki satırlar da izah etmeye çalışacağım. Ama şunu belirteyim ki, Edip Ağabey’in ölümünden sonra, KOMAL Yayınevi, “BİR KÜRT DEVRİMCİSİ: Edip Karahan’ın Anısı’na” isimli bir kitap hazırlamakla, çok iyi bir iş yaptı. Bu kitap, Nisan 1977 tarihli. Kitap Süslü Matbaacılık Koll Şti.’nde dizgi ve tertip yapıldı, ER - TU Matbaasında basıldı.

 

Bu kitap benim tarafımdan  ve bazı dostların yardımıyla derlendi.

 

Kitap, KOMAL Yayınevinin sahibi Orhan KOTAN’ın çabaları başta olmak üzere, tüm yayınevi çalışanları tarafından baskıya hazırlandı. Kitabın Önsözü, o günkü Rızgari Redeksiyon üyelerinin çoğunluğu tarafından onaylandı. Kitabın önsözü hazırlanırken, epeyce zorlandığımızı hatırlıyorum. Çünkü, Edip Ağabey hakkında söylenecek  çok şey  vardı. Onun hakkında  birçok açıdan değerlendirme yapmak ve anı aktarmak  gerekiyordu. Bu noktada, hakkımız olmayan subjektif yaklaşım ve tespitlere sapacağımız endişesiyle, önsözü kısa tutmaya ve asıl değerlendirmeyi Kürt kamuoyu ve kitabın okuyucularınna bırakmayı, daha doğru gördük.

 

Bugünden o günü, dönemi değerlendirdiğim zaman, yanlış yaptığımızı tespit ediyorum.  Bu dürüstlük ve nesnellik kaygumuz, tavrımızın, Kürt aydınları tarafından kitaba ve Edip Ağabey’e yönelik değerlendirme, eleştiri yazılarıyla bir anlam kazanacaktı. Ne yazık ki, Kürt aydını, O dönemde de, inkarcı, fikir adamını sevmeyen ve sahip çıkmayan, kolaycı, tarihine sahip çıkmaz karakterini sergiledi: Edip KARAHAN konusunda hiçbir şey yazmadı. Bu tutum, on yılları aldı. Halen de bu konudaki ketumluk devam ediyor. Bu sorun üzerindeki sis perdesinin, Musa ANTER’in anılarıyla son bulacağını düşünürken, anıların yayınlanmasından sonra, ben  deiçinde olmak üzere sağduyulu birçok Kürt aydını ve yurtseveri düş, kırıklığına uğradı.   Yaşlı, emektar, yazar, gazeteci Musa ANTER’in anılarında, Edip Ağabey gerekli yeri işgal edememenin ötesinde, büyük  haksızlıklarla karşı karşıya kaldı, küçümsendiği görüldü..

 

Bu durumu, en yakın bazı dostlarımın yanında da belirttiğim gibi,  hiç bir zaman içime sindiremedim.    20 - 26 Mayıs 1977 Tarihleri arasında İsveç’e siyasi görüşmeleri nedeniyle gelen ve hem Edip Ağabey’in ve hem de Musa ANTER’in yakın dostu olduğunu düşündüğüm Şerafettin ELÇİ ile de ( Ki Ş. ELÇİ´nin 49’lar Davası’nda Musa ANTER’le, 12 Mart Darbesi’nde de Edip KARAHAN’la hapis yattığı bilinmekte), bu sorunu yeniden konuşma fırsatı bulmuştum.

 

Ama ne yazık ki, uygun ortam, şartlar ve gereklilikler olgunlaşamadığı için de, bu konuda herhangi yazılı bir değerlendirme ve eleştiri yapma olanağını bulamamıştım. Edip Ağabeyle ilgili bu yazıyı hazırlarken, bu konuyu da atlayamıyacağımı tespit ettim: Bu konunun üzerine gitmeyi bir görev kabul ettim. Biliyorum ki, böyle bir yaklaşım ve tutum aynı zaman da, Musa ANTER’in anısına bir saygı olacak: Onların “yeni dünyasında”, Onlar arasında barışçıl bir ortamın, kardeşliğin ve dostluğun yeniden tesisine katkı sağlayacaktır!!.

 

Süriye Kürtlerin Demokrat Partisi lideri ve  Süriye Kürtleri Sol Partisi Polit Büro üyesi bir dostun trafik kazasından sonra İsveç’in başkenti Stockholm şehrinde yapılan anma toplantısında  da dilee getirdiğim gibi: Kürtlerin “rahmete kavuşmuş liderleri”, tanınmış aydınları ve hatta Kürt yurtseverlerinin her birinin ölümünden sonra, O kayıplar dünyasında bir araya geldiklerinde, toplandıklarında ve biribirilerina rapor sunduklarına, objektif bilgi yasalarının çerçevesinde   inanmak istiyorum. Bu anları, hem bu dünya da ve hem de “O dünyada” bir muhasebe, tarihi yeniden gözden geçirme, olup bitenleri iyi gözlemciler olarak değerlendirme şansı olarak ele alıyorum. Durum böyle olunca, Edip Ağabey’den sonra aramızdan göç eden Musa ANTER’in, Edip Ağabey’e karşı yaptığı haksızlıktan dolayı, utangançlık içinde olduğunu düşünüyorum. Benim ileriki bir bölümde buna yönelik bir çabam, konjuktürel, kişinin zaaflarından ve anlamsız kaygu ve kurgularından dolayı ortaya çıkmış bir eksikliği gidereceğini, düşünüyorum.

 

 Lise sıralarında, Ankara’daki Kürt yurtsever çevre ve unsurlarılarının bir kısmıyla tanışma ve görüşme olanağını buldum. Bu benim için bir orijinallikti. Çünkü, ben  İçanadolu Kürtlerindendim. Ve birbuçuk asır önce Kürt bölgesinden kopup İç Anadoluya yerleşen bir ailenin çocuğuydum. Ankara’ya yakın bir  alanda Türk köyleri arasında büyümüş bir insandım. Ancak, 1967 yılında Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi olduktan sonra 68’lerin başlarından itibaren, İstanbul’daki Kürt yurtseverleriyle de tanışmaya ve görüşmeye başladım. O tanışıp ve görüştüğüm Kürt yurtseverlerinden en çok dikkatimi çeken; belki de ilk planda fiziksel yapıları, kişisel özellikleri, konuşmalarıyla etkileyen iki unsur vardı. Bunlardan biri, Edip KARAHAN ve diğeri de Örfi AKKOYUNLU idi. Ama, Edip Ağabeyi ancak 1970’lerdeki hapishane yıllarında ve 1974 sonrası Güney Kürdistan’dan dönüşünden sonra yakından tanıma olanağını buldum. Edip  KARAHAN’ı anlatmaya ve tanıtmaya çalışırken “Hapishane Yıllari”nı ve sonrası yılları atlamam olanaksız. Ama, oraya gelmeden önce okuyucuya tanıtmak açısından, Edip KARAHAN’ın önceki yıllarına projektörü tutmak istiyorum.

 

O BİR FİKİR ADAMIYDI

 

Edip  Ağabey,  Kürt davası’nın sadece bir  militanı, bir eylem adamı değildi. O aynı zamanda, Kürt Davası’nın fikir adamıydı. Üstelik de Kürt fikir hayatının tümden katledildiği bir dönemde, bu refleksi, beceriyi ve kapasiteyi gösteriyor.

 

20 Yüzyılın başlarında Kürt sahasında da zengin ve renkli bir fikir hayatı sözkonusu idi. Bu yüzyılın başlarında, yani Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Kürt fikir hayatında, birçok yetenekli yazar, aydın boy vermiş. Kürt yazarları, kendi fikirlerini  Kürtçe- Türkçe ya da sadece Kürtçe ve Türkçe dergiler, gazeteler ve kitaplarla ortaya koymuşlar. Ne yazık ki, Cumhuriyet Dönemi’nde, devletin baskılarının ortadan kaldırılması, Kürtlerin ulusal demokratik haklarına kavuşturulması için zamansız, örgütsüz ve konjoktüre aykırı bir biçimde ortaya çıkan ve 1940’lara kadar devam eden silahlı ayaklanma hareketlerinin ardından, Kürtler sadece fiziki olarak kırılmamıştır. En trajedik ve bir ulus için en tehlikeli olan, Kürt fikir hayatı katledilmiştir.  Kürt toplumu büyük bir sesizliğe ve pasifliğe itilmiştir.

 

Bu durum, 1959’lara kadar 49’lar Kürt Davası’nın ortaya çikmasına kadar devam etti. 49’lar olarak tanımlanan Kürt Davası, Kürt toparlanması ya da daha doğru ifadeyle Kürt kıpırdanması idi. Ama ne yazık ki,  Kürt okumuşlarının bu uğraşısı ve etkinliği,  modern fikir araçlarıyla kendisini açığa çıkaran bir fikir hareketi özelliği kazanamadan, “ani baskına” uğramıştı. Böylece belki de yeşermekte olan bir umut, Türkiye’de iç ve dış politika malzemesi haline getirilerek, basındaki büyük sansayonal haberlerle son bulmuş; söndürülmüştü.

 

EDİP AĞABEY HEP MUHALEFET CEPHESİNDE YER ALDI  VE DÜŞÜNCE ÜRETTİ

 

1946’dan sonra Türkiye çok partili döneme geçişle   çağdaş ve batılı anlamdaki demokrasiye adım atmıştı.  1950 yılında yapılan seçimlerle, tek parti egemenliği son bulmuş, Demokrat Parti büyük ezici bir çoğunlukla iktidar olmuştu. Halk bu iktidardan çok şey beklerken, belirli bir dönem sonra otoriter yönetime yönelmiş, özgürlükleri kısmaya başlamıştır. Buna karşılık da, daha önceleri özgürlükleri genişletme ve hakları koruma şiarlarını ileri süren Demokrat Parti’yi destekleyen aydınlar, muhalefet cephesinde yer almaya başlamışlardı. O gün kü Türkiye’nin siyasal yapısal koşullarında tek örgütlü siyasal güç CHP olduğundan dolayı, muhalefet eden aydınlar, bir biçimde  CHP’nin yanında yer alma durumunda kalmışlardı. Edip Ağabey’de bunlardan biridir.

 

Edip Ağabey’in bu konumu 1957 yılında yayın hayatını devam ettiren “FORUM” Dergisindeki yazılarında açıkça görülmektedir.

 

Edip Ağabey, FORUM Derisinde yazdığı zaman, 27 yaşlarındadır.  Bu dergide yayınlanan iki yazısını, KOMAL Yayınevi Edip Ağabey’le ilgili kitabı hazırlarken tespit edebildi. Daha başka yazı yazmış olması da olanak dahilindedir.

 

Adı geçen derginin “OKURLARIN FORUMU” bölümünde, 1 Mayıs 1957’de 75. sayı da “YUMUŞAK ÜSLUP” , 15 Haziran 1957 tarihli sayıda “İNÖNÜ ve ERİM” başlıklı yazılar yazıyor.  Bu yazılarında, CHP’deki   Türkiye’deki iç siyasi gelişmeleri yorumluyor. 12 Mart 1971 sonrasındaki olağanüstü dönemin ara rejim hükümeti başbakanı Nihat ERİM’in Gandi’ye ilişkin Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısına dikkat çekiyor ve bu yazıya parti bünyesinde gösterilen tepkilerin yerinde olmadığını, uygun bir dil’le anlatıyor.

 

TİP ÜYESİ EDİP KARAHAN VE YENİ ORTAM GAZETESİ

 

Edip Ağabey Türk devlet politikasına ve  iktidarlarına karşı olma karakterini hep sürdürmüştür. Bundan dolayı da hep muhalif örgütlenmelerin ve güçlerin yanında yer almıştır. 1957’ler de DP otoriter yönetimine karşı en örgütlü siyasi muhalefet gücü olan CHP  ile zaman zaman hareket etmeyi, doğru buluyor. Ama hiçbir zaman, CHP’nin üyesi olmuyor.  Bu gerçeği, Onun FORUM Dergisi’ndeki yazılarında da saptaya biliyoruz. Ayrıca, Yusuf AZİZOĞLU’nun genel başkanlığını yaptığı YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’ne de destek veriyor.  Özellikle de, Yusuf Beyin o  dönemdeki cesur ve bölge yararına olan uygulamalarını destekliyor.

 

Bunun yanında,Edip Ağabeyin aynı zamanda, rejime muhalif ve Kürt sorununun çözümü için mücadele eden bir kişi olarak;  kendi dünya görüşüne genel hatlarıyla olan yakınlığından dolayı Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi olduğu da bilinmekte.

 

Bunun en büyük göstergelerinden biri de, Edip Ağabeyin 5 Ekim 1975 Tarihli “YENİ ORTAM” Gazetesine, “EDİP KARAHAN, Eski Eminönü TİP İlçe Başkanı” imzasıyla yazı yazmasıdır.

 

Edip Ağabey’in bir Kürt olarak İstanbul’un bir önemli ilçesinde başkanlık yapması da hem dikkat çekici ve hem de Edip Ağabey’in etkinliğini göstermesi bakımından önemli bir gösterge. Ayrıca bilinen bir şey var ki, Edip Ağabeyin İlçe Başkanlığını yaptığı zaman, Eminönü’nde TİP teşkilatının, örgütlenmesinin ve halkla ilişkilerinin güçlü olduğuydu. Ayrıca, Edip Ağabeyin bütün parti üyeleri tarafından sevildiği ve güvenildiği de, bilinmekte.

 

Edip Ağabeyin Eminönü ilçe başkanlığı döneminde anlattığı bir olay, üzerinden atlanılamaz anılardan birini teşkil eder durumdadır.

 

Eminönü’nü TİP teşkilatına günlerden bir gün Yorgancı YORGO üye olur. İsminde de anlaşılacağı gibi YORGO, Türk menşeili olmayan bir unsur. YORGO, lakabında  da anlaşılacağı gibi, yorgancı. Yaşamını da yorgancılıkla idame ettiriyor. Buna rağmen, YORGO, TİP’in yapısal ve profesyonel olmayan yapısının dışında parti üyeliği davranışı gösteriyor. Sabahın erken vaktinde  geliyor, parti lokalini açıyor, temizliyor ve çayı hazırlıyor. Parti teşkilatının günlük, teknik ve bürokratik işlerini düzenli bir biçimde yapıyor. YORGO’nun bu titizliği, fedekarlığı ve disiplinliliği herkesten çok Edip Ağabeyin dikkatini çekiyor. Edip Ağabey, YORGO’nun parti teşkilatı içine sokulmuş bir

istihbarat, Milli Güvenlik Teşkilatı üyesi olabileceğini düşünüyor, YORGO’dan şüphe ediyor. Ama, ilk zamanlarda bunu yüksek sesle ifade etmenin, bir haksızlığa yol açacağını düşünüyor.

 

Bu hay-huy içinde, YORGO bu fedekarlıklarından dolayı İlçe Teşkilatı Kongresi’nde Yönetim Kuruluna seçilir. Yönetim Kurulu içindeki görev bölüşümünde de sekreterlik ya da muhasebe görevini yüklenir. O dönemde de Edip Ağabey ilçe başkanıdır.

 

YORGO’nun kısa sürede parti teşkilatında bu konuma gelmesi, Edip Ağabey’i fazlasıyla tedirgin ediyor. Ama, Edip Ağabey genel merkezle görüşmeden, herhangi bir açılım yapmayı, uygulamaya girmeyi doğru bulmuyor.  Bir toplantı ya da partiyi ilgilendiren önemli bir iş dolayısıyla Edip Ağabey Ankara’ya gidiyor. Parti Genel Merkezi de Ankara’dadır. Bu sorunu, TİP Genel Başkanı M. A. AYBAR ile görüşür. 

 

M. A, AYBAR’ın cevabı, “ ilçede ajan olması çok iyi.  Böylece de, devlet yanlış işler yapmadığımızı anlamış olur” olur. Buna karşılık Edip Ağabey çok kızar. Alaycı, kendine özgü üslubuyla AYBAR’a şu cevabı verir: “O zaman en iyisi Parti Genel Merkez tabelasını Birinci Şube’nin yanına asalım. Genel Merkezi de oraya taşıyalım. O zaman, daha az riskli bir parti oluruz.”

 

Edip Ağabey, Kürt sorunundaki düşünceleri ve komünizm konusundaki yorumlarıyla genel merkezle anlaşmazlık içindeydi. Bu anlaşmazlıklar , zaman zaman şiddetli  çelişki ve tartışmalara yol  açıyordu. Belirli bir aşamada Edip Ağabey Eminönü ilçe başkanlığndan istifaetmek zorunda kaldı. Edip Ağabey, yayınlanmamış  “SOSYALİZMDE ELEŞTİRİ VE ÖZELEŞTİRİ ZORUNLUDUR” başlıklı yazısında bu konuyu ve sendikali Şaban YILDIZ’ın tüzük değişikliği önerisi karşısındaki tepkilerini şöyle açıklıyor:

 

“... Ben Eminönü İlçe başkanı iken Malatya’da da TİP Kongresinin hazırlıkları yapılıyordu. İstanbul İl Örgütü ilçelere bir genelge yolladı: Içeriği özetle şöyle: ‘kongremiz  toplanacak. İlçeler tüzük tadilleri hakkında görüşlerini bildirsinler, il  önerilerden esinlenerek bir senteze varacaklar.’ Ben de İlçe Yönetim kurulunu toplantiya çağırdım ve il’den gelen genelgeyi okuyarak müzakkere açtım. Müzakkere sonucunda Eminönü İlçesi olarak aşağı yukarı bir karara varıldı: ‘Tüzüğümüzün 53. maddesinde partinn her kademedeki örgütünde bulunan kişilerin yüzde elli biri işçi. İstanbul başlıca sanayi kentidir ve Türkiye’nin beynidir... Altıyüz üyemiz vardır bunun fabrikada çalışanı bir elin beş parmağını geçmez. Bu yüzden bu maddeyi es geçmek zorunda kalıyoruz. Taşrada ise ön durum esnaf lehinde kullanılmaktadır. O hu fiili durumu kanunlaştıralım. Sözü geçen ma ddeye değişiklik getirelim, işçi olmayan yerlerde bu nispeti esnaf lehine kullanalım.’ İçeriği bu olan İlçe Yönetim Kurulu kararını il’e gönderdik. Birgün Cağaloğlunda İl Başkanı ve sendika gediklisi Sayın Şaban Yıldiz’a rastladım: Ne hiddetti yarabbi. Ateş püskürüyordu. Bu kararın parti tarihinde kara leke olarak kalacak diyor, ateş salvoları şiddetlendiriyordu. Anladım ki sendika gedikiklilerinin nasırına ve bam teline basmıştık... Çünkü bu maddedeki işçi sözcüğü sadece bir  paravana idi. Bundan kazanan sendikacılardı....

 

“Nitekim daha yeni kongreden geçtiğimiz halde İlin ve merkezin tahrik ve teşvikiyle baştan istifa etmek mecburiyetinde bırakıldım. Gerekçe neydi: ‘Başkan komünist kürtçüydü.’ Böylece üyelerin zihinleri bulandırılmak isteniyordu. Ama üyeler benim etrafımda saf tuttuğu halde bu zihniyeti protesto  edip kendim istifa ettim...” (A.g.k. Sh. 243 - 245)

 

Devam edecek...

         

 

 

                             © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan