Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

            

                        XECÊ Û SİYAMED

 

Mardin’in Mazıdağı-eski adıyla Şemirx- kazasının Melêbi köyünde fakir bir aile var idi. Ailenin büyük çocuğunun ismi Remo’idi. Ortanca çocuğun ismi Zelixa idi. Küçük çocuk Salih ismiyle anılırdı. Remo yeni askerden terhis edilmişti. Remo’nun büyüğü olan Dawudo iki sene evvel bir kan davası yüzünden öldürülmüştü.Remo’nun içi intikam hisleriyle coşuyordu. Bu halini bilen annesi Şemsê durmadan oğluna bir maceraya atılmamak için yalvarır yakarırdı. Annesi Şemsê şöyle duygularını dile getirirdi: “Lawo jı bo riza mıhemed tê dev ji dûjminahiyê berdi. Em feqîrin em rebenin, bira heyfa Dawûdo xwedê jıwana ra nehêli. Tû hin xorti bejn ziravi, tiştek bi te bê, ezê xwe bikujım. Jibo xatirê diya xweyî yeksûg yextiyar tê dest ji wana berdi, lavkêminî xweşik û segman” (evladım peygamber aşkına düşmanlıktan vazgeç. Biz fakir ve öksüz kimseleriz. Dawudo’nun intikamını yeri göğü yaratan allahüteala onlardan alsın. Sen daha gençsin sana birşey olsa kendimi öldüreceğim. İhtiyar annenin hatırı için bu sevdadan vazgeç ey ince boylu endamlı yavrucuğum benim.)

Bu sefer Remo içini dökmeye başlardı. “Ez dev jiwana bernadim. Ger ez tiştekî bi wana ranekim xelkê giştik wê jimiri biveji bê heya u bê namûs. Ezê heyfa birayê xweyî dirêj û sekman bi heqqî ji wan bistînim. Ger tü kâil nabi ezê vandera terk bikim û ezê herim welatê xeribyê. Ew çaxa tü jî hew mi dibîni. Söz yek xweda yek.” (Ben bunlardan vazgeçemem. Eğer kardeşimin intikamını almazsam herkesler bana ne korkak ne pısırık insan diyeceklerdir. Kardeşimin intikamını onlardan alacağım. Eğer buna razı olmazsan buraları terk edip göçeceğim. O zaman da sen beni bir daha göremeyeceksin. Söz bir Allah bir. Annecik birdaha bir daha yalvarıp yakarmaya başlar kendisini oğulcağızının dizlerine atardı. İnler gibi şunları söylerdi: “Lawo lawo jibo bextê Mihemed tê dev jiwana berdi. Ger tû dev ji wana bernedi ez şîrê xweyî sipî li te helal nakim. Roja qiyametê ezê dawaçiyê tebim.” (Evlat evlat Muhammed’in yüzü suyu hürmetine bu işten vazgeç. Eğer vazgeçmezsen sana beyaz sütümü helal etmem. Kıyamet günü senden davacı olurum.)

Remo günlerce tekrarlanan bu tiratların sonuncusunda biraz gevşer gibi olur ve boğuk boğuk sesler çıkararak annesine mahzun mahzun bakıp ulumaya benzer seslerle ortalıktan uzaklaşırdı. Annesi böyle zamanlarda biraz teselli olmuş gibi rahatlamakla beraber gene de içinden kaygı bütün bütün silinmezdi.

Birgün Mazıdağı - eski ismiyle Şemırx- kazası adliye binasında öğle ikindi arası belli belirsiz üç el ateş edildi. Alkanlar içinde serilmiş yatan Ferho oğlu İsa’idi. İsa bir başka köy olan Dirin köyündendi. Kara haber çarçabuk etrafa yaıldı. Elbetteki haberi Remo’nun zavallı annesi Şemsê de duyacaktı nitekim duydu.Bu kara haberi duyduğu zaman Remo’nun annesi Şemsê’nin saçlarını yolarak şöyle haykırdığı hala dilden dile dolaşmaktadır: “Ez porkırim, ez rebenim, ez yeksûgum, ez bêkesim. Remo law çima te li mi wakir? Ezê ica çerbikim. Ji îro pêvi ezê li rîya hefsa şemirx her û verim. Ax Remo, Vax Remo Ahmeko Remo.” (Öksüzüm ben, perişanım ben, kimsesizim ben. Ey Remo oğlum bu zavallı annene niye böyle yaptın? Bundan böyle işim gücüm Mazıdağı kazası hapishanesinin yolunda mekik dokumak olacaktır. Ah Remo, vah Remo Ahmak Remocuğum).

Remo hapistedir artık. Mazıdağı hapishanesi Remo’nun yiğitliği sözleriyle çalkalanmaktaydı. Fakir bir ailenin çcuğunun nufuzlu bir ailenin çocuğunu öldürmesi hemen Remo’yu bir efsane kahramanı haline getirdi. Dört bir yandan köylü kızlarından, kendisi için yakılan türküler gelirdi. Remo kardeşinin katili İsa’yı öldürmenin gururuyla yarınları düşünmeksizin büyük bir ruh huzuru içinde hücresinde tesbihini şıkırdatmakta, namazını kılmakta, Allahına dualar etmektedir. Remo nihayet hücre müddetini doldurarak ihtilata geçti. Fakat hala muhakemesi bir neticeye bağlanmamıştı. Remo’nun kapı komşusu bir arzuhalcı idi. Bu azruhalcı, haksız iktisaptan ötürü mahkum olmuştu. Hapishanede gene sanatına devam etmekte idi. Remo, yıllar geçtiği halde hala davası bir neticeye bağlanmamıştı. Bunun üzerine bir gün hırsla arzuhalcının yanına gelerek söze başladı: “Kağetek bikşînî makîne û binivîsînî: “Li huzura reîsê cumhurîyetê.

Ez feqîrîm ez bêkesim. Hew cami û dû tifalê xweh û birayemi heyi. Çima heya îro mahkema mi nari serhil.” (Cumhur başkanlığı yüksek katına).

Şimdiya kadar niçin muhakemem bir neticeye bağlanmıyor. Fakir kimsesiz bir insanım. Yalnız iki sabi kardeşim vardır.) Arzuhalcı Remo’ya bakarak dedi ki: “Ma ez dibêjim qey Tû li çîya mezinbûyi. Erzuhal ji reîsê cumhuriyetê nayê nîvîsandin ji mahkema mezin tê nîvîsandin.” (Zannediyorum ki sen hayatını dağlarda geçirmişsin. İstida cumhurbaşkanlığına değil daha yüksek adli mercilere yazılır.)

Remo, akşamlar ağır ağır kararırken hazin hazin türkülere başlardı. Ancak sabahlara karşı kendinden geçerek uyuya kalırdı. Remonun en çok sevdiği uzun havalardı. Bunlardan da Xecê û Siyamed başta gelirdi.

Xêce û Siyamed

Xecê weri îro emê hevdû birevînin

Emê xwe bavîn welatê jorîni

Emê seyda pezkûviya bikin

Emê xwe xwedîbikin

(Xecê gel bugün kaçalım. Serhad boylarına gidelim. Geçimi düşünme yabani geyik avlayırak geçiniriz.)

“Şimdi söz sırası Xecêde”

Lo Siyamedo heft birayêmini

heyşt pismamêmini

Tifingê wan ûrûsîni barûdê wan îngilîzîni

Destê wan li ser çaqmaqê jorîni

Wê mi bukujin te bi sermidi wergerîni.

(Ey Siyamed, Yedi kardeşim. Sekiz amcazadem var. Tüfekleri rus malı, Kurşunları ingiliz malı, ikimizi de öldürürler.)

Nihayet Siyamed Xecêyi kandırarak kaçırır. Terki mekân ederek uzaklaşırlar. Rivayet ederler ki Siyamed ile Xecê dağda ormanda yaşayarak ve geyik avlayarak geçinirler. Siyamed “hezaz” denilen büyük bir uçurumdan geyik keserken yuvarlanır. Fakat Siyamed ölmez. Yalnız yüreği bir çalıya takılır. Xecê uçurumun başında Siyamed ise uçurumun dibinde.Siyamed Xecê’ye seslenir.

Xecê tê heri yekî jimi çêtir ji xwer bivîni

Ger xwedê kurekî nihêr date navê çelengsuwarê xwe lê dîni

Liber darê dergûşê rûni kilki û bilorîni

(Ey Xecê, git benden iyisini bul ve evlen. Allah sana bir erkek evlât verirse ona ismimi koy, Beşiğini sallerken ben eski sevgilini hatırla) Riyavet ederler ki Xecê bu lafları dinlemez ve hiçbir yere ayrılmaz. Siyamed bu sefer başka teklifte bulunur:

Xecê tê bixwekî bi xwedêki

Tê kelemê beniştokê dilêmidi ne hejînî

Tê heri welatê Adılcevazê mala usibê yahûdî

dostê mey kevni tê bîni topek şirît topek qınap

Tê suwarê xwe pê bi serê sîpanê axlatê xîne.

(Ey Xecê, Allah billah aşkına, yüreğimdeki çalıyı sarsma “konuşurken çalı sarsılıyor”. Git Adilcevaz’a orada baba dostu yahudi yasef var ondan bir top şeritle bir top kınap al gel, sevgilini bunlar yardımıyla Suphan Dağına çıkar) Rivayet ederler ki Xecê bu sözleri de dinlemez ve kendisini de Siyamed’in üstüne atar. Bunun üzerine Siyamed ve Xecê birer güle inkilap ederler. Bu güller senenin oniki ayı birbirine yaklaşır yaklaşır tam kavuşacakları zaman bir yabani geyik gelir iki gülü de yer. Güller yeniden meydana gelir fakat geyik gene de yer. Belki yıllar belki asırlar geçti fakat Xecê û Siyamed’i temsil eden güller hala kavuşamadılar.

Dicle-Fırat

Yıl: 1, Sayı: 6

6 Mart 1963

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan