Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

            

                                                                                               

XALTİKA SEYRO

 

Xaltika Seyro, dağ köylerinden Kızıltepe’ye gelmişti. Yaşı 60-65 civarındaydı. Yüzü kırışmış, beli kamburlaşmıştı. Hayat büyük bir yük gibi omuzlarına çökmüştü. Doksandokuzluk tesbihiyle dua eder, namazını kaçırmazdı. Bir tek oğlu vardı, o da asker iken öldürülmüştü. Bu cinayet kan gütme yüzünden meydana gelmişti. Talih iki düşmanı aynı bölükte yüz yüze getirmişti. Günün birinde üç el ateşle Emino yere serilmiş, al kanlar içinde kalmıştı.

Kara haber Xaltika Seyro’ya tez elden yetişti. Xaltika Seyro yıldırımla vurulmuşa döndü. Akli müvazenesi hayliden hayliye sarsıldı. Kimi görse “kağeta lawkêmı reş hat”(yavrucağımızın kara haberi geldi) diyordu.

Yarı yarıya delirmiş denilebilirdi. Sayıkladığı zamanlar olurdu. Hayal kurmak, oğlundan kalan hatıralarla hemhal olmak için yalnızlığı tercih ederdi. Kalabalığı da istemez değildi. Öyle zamanlarda da durmadan, ama durmadan konuşur oğlunun hatıralarını nakleder, meziyetlerini sayıp dökerdi.

Xaltika Seyro, üç torunuyla birlikte Kızıltepe’ye gelmiş, bir ahırın köşesine sağınmıştı. Buna mukabil torunlarıyla birlikte Hacı Ahmet’in hizmetine girmişti. Üç torunundan birinin adı Hamido idi. Hamido 16 yaşlarında vardı. Sıska fakat uzun boyluydu. Yüzü sarışın çildi. Beli birazcık kamburdu. Ayakları bu yaşına kadar ayakkabı yüzü görmemişti. Ayak tabanları çatlak mı çatlaktı. Bu tabanlarda tarla dikenlerinin izleri her zaman görülebilirdi.

İkinci torunu yedi yaşındaki Bahricikti. Bahri kısa boylu, tıknazdı. Yüzüyle, vücut yapısıyla bir pehlivanı andırıyordu. Büyüyünce pehlivan olacağında herkes müttefikti. Mahalle çocuklarıyla güreşir, hepsinin sırtını yere getirirdi. Güreşin başında hamle yaparak şöyle derdi: “kero hûnê derba xuwe bibînin”(ulan halinizi göreceksiniz).

Onüç yaşındaki Güle ise tam ama tam bir dişiydi. Aile durumunu düşünmeden pudra alır, memur karılarından, şundan bundan ruj peydahlardı. Kazanın kodaman memurlarının karıları bu hususlarda ona epey yardım ederlerdi. Tuvaleti, ruju, pudrasıyla Güle ahır köşesinin iğreti bir insanıydı. Fingirdek bir şeydi. Kaza dedikodusuyla çalkanırdı. Hakkında her gün yeni bir haber yayılırdı.

Kardeşi Hamido Güle’nin bu hallerine çok kızar, iyice döver ıslatırdı. Hamido durmadan “lê dêllê eze rokê te bukujim” (gidi kancık, seni bir gün öldüreceğim) derdi.

Xaltika Seyro, Hacı Ahmet’in ev vesair işlerini yapmak için üç torunuyla iş bölümü yapmıştı. Hamido atları tımar eder, davarları, koyunları otlatır, bazan da kerpiç keserdi. Lâzım oldukça da ekmeklik buğdayın öğütülmesi için değirmene giderdi. En yakın değirmen köyleri Hemareşik ve Alimişmiş köyleriydi. Bu köylerin daha yukarısında Gurr köyleri vardı ki, en iyi öğüten değirmenler bu köylerdeydi. Hamido fazla yorulmamak için buğdayın iri öğütülmesi pahasına yakın köy değirmenlerini tercih ederdi.

Hacı Ahmet’in karıları, gelinleri, kızları Hamido’yu sorguya çekerlerdi. Hamido başlardı yemine: “Welle, bille ez çûm aşê dûr. Ez neçûm aşê nêzîk” (Vallah billah uzak değirmenlere gittim. Yakın değirmenlere gitmedim) diye. Kadınlar inanmaz sıkıştırırlardı. O zaman Hamido isyan ederdi: “Ma qey em feqir bûn, em ne bûn fille û gavur.” (Fakir olduksa gavur kafir olmadık ya) Böylece kadınları savuşturmak ister, kapıyı çekip giderdi. Kadınlar bunu Hacı Ahmet’e anlatırlardı. Hacı Ahmet alır kalın değneği eline, o sokak senin bu sokak benim Hamido’yu kovalar, arkasından galiz küfürler savururdu.

Güle’nin işi namaz kılanlara ibrik doldurup yüznumaranın kapısına koymak, seccadeleri yere yaymak, bulaşıkları yıkamak vesaireydi.

Bahricik gece gündüz evle çarşı arasında mekik dokurdu. Bahri sigara, zerzevat, meyve, gibi şeyleri alır, buna benzer ne varsa yapardı. Geceleri Hacı Ahmet’in geniş, uzun misafir odası tıklım tıklım dolardı: “Bahri su getir”, “Bahri ayakkabıları getir”, Bahri şuraya git, Bahri buraya git.” Bahri bazan mırıldanır, bazan da öfkeyle açık, açık şunları söylerdi: “Xwedêyo hewjî ez ne hatima dünyayê. Ev çi halî ev çi îşi” (Allahım keşke dünyaya gelmeseydim. Bu ne haldir, bu ne iştir).

Xaltika seyro hamur yoğurur, küçük çocukları oyalar, yaşı ve tecrübesi dolayısıyla genç kız ve gelinlere karı koca münasebetlerine dair öğütler verirdi. Bundan başka, çeşitli bitkilerden ilâçlar yapar, kısır kadınlara çare arardı. Çamaşır da yıkardı. Ekmeği tandıra götürürdü. Çamaşır yıkamak, inek, koyun ve keçileri sağmak “palute” (imece) şeklinde hep birlikte yapılırdı. Çamaşır daha çok dere kenarında yıkanırdı. Geceleri yorgun, argın ahır köşeciklerine dönerlerdi. At kişnemeleri, böğürmeleri, tepişmeler ve hayvan pisliklerinin çıkardığı kokular içerisinde, hepsi bir yatakta birbirlerine sarılarak kör kandilin titrek ışıkları altında yatağa yatarlardı.

REŞO

Dicle-Fırat

Yıl 1, Sayı 3

1 Aralık 1962

 

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan