Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

            

                                                                                               

Xaltîka Fersê

 

Kızıltepe’nin Abdülimam köyünde bir Xaltîka Fersê vardı. Çok çilekeş bir kadındı Xaltîka Fersê. Xaltîka Fersê ellibeş, altmış yaşlarında kadar vardı. Yaşlı ufak tefek bir eşeği vardı, Xaltîka Fersê’nin. Bu eşeğe binerek kasabaya gider gelirdi. Xaltîka Fersê’nin saçları kırlaşmıştı. Yüzü geniş, yusyuvarlaktı. Orta boyluydu. Kalçaları yaygın, yüzü ifadesi mağrur ve edalıydı. Gün görmüş, kahır çekmiş bir insanın bütün vasıflarını nefsinde toplamıştı. Abdülimam Köyü’nün adeta fiili muhtarlığnı icra ediyordu. Köy fakir fukarasının devlet memurlarıyla münasebetlerini o tanzim ve idare ederdi. Kasabaya gide gele ve kasabanın kodaman memurlarıyla temas ede ede Türkçe öğrenmişti. Köye gelen memurlar Xaltîka Fersê’ye gelir, yemekleri muhtarın evinden gelirdi. Xaltîka Fersê bazan sulh hakimliği görevini de yapardı. Köyün birçok nizaları mahkemeye intikal etmeden bu güngörmüş kadının tecrübe ve pratik zekasıyla halledilirdi. Kasabadaki birçok aracılar Xaltîka Fersê’nin bu sulh sever hareketlerini hoş karşılamaz kendisine çelme takmaya çalışırlardı. Kasaba dava vekilleri kendilerine iş getirmesi için komisyon teklif ederlerdi. Xaltîka Fersê her seferinde bu teklifleri reddeder vicdanın emrettiği doğruluktan şaşmazdı. İş çıkarmak için insanın insan tarafından öldürülmesini teşvik eden hatta tertipler hazırlayan insanların pek çok bulunduğu bir yerde böyle iyiliksever bir insanın bulunmasını mağdur insanlar Allah’ın bir hikmeti olarak tefsir ediyorlardı. Xaltîka Fersê’nin ünü sanı kasaba hutudlarını aşmış, civar kasabalara taşmıştı. Gadre uğramış insanlar onu tanrı elçisi olarak telakki ediyorlardı. Bu kadını en çok bir kişi anlamıştı. Bu kişinin adı Azato idi. Azato seyyar tekel maddeleri satıcısıydı. Onun da Xaltîka Fersê’nin ki gibi ufak tefek bir eşeği vardı. Sigara vesaire satmak içinköy köy dolaşırdı. En çok uğradığı köy ve ençok kaldığı yer Abdülimam köyü ve Xaltîka Fersê’nin eviydi. Azato da aşağı yukarı Xaltîka Fersê ile aynı yaşlardaydı. Yalnız Xaltîka Fers’nin iri yarı olmasına karşılık Azato aksine eşeği gibi ufak tefekti. Günlerce bu iki halk filozofu kasaba ahvalini görüşür müşterek politikalarını tesbit ederlerdi. Xaltîka Fersê aksiyon adamıydı ve kendisini fakir fukaranın dert, dilek ve memurlarla olan münasebetlerine hasr etmişti. Azato ise işinin de icabına uygun olarak daha çok öğütçüydü. Köy köy gezerken öğütlerini verir etrafını aydınlatmaya çalışırdı. Bu haliyle Sokratı hatırlatırdı. Ne varki fukara Azatonun okuma yazması bile yoktu. Kader Azato için ağlarını örüyordu. Bir gün gene kanunsuz bir sürgün ve iskân fursayı başladı. Bu sürgünler mesnetlerini aracıların jurnallarında bulurdu. Bu jurnallardan biri bizim zavallı seyyar tütün satıcısı Azato’nun da başını yedi. Zannederim Yozgat’a sürüldü bizim çocukluk hayal ve hatıralarının zavallı Azato’su. Ve zannederim orada öldü bu yeryüzünde bir tek dikili ağacı olmayan adam. Çirkindi hiçbirkadın varmadı ona. Nekadar isterdi bir çocuğu olsun, olmadı, olamadı işte. Doktor Yahya beyin İbrahimiye Köyün’nün bu garip sakinin mezarını İbrahimiye mezarlığında aramak beyhude bir gayret olur. Kerpiçten ufak evceğizinin direkleri menfaatçılar tarafından sökülüp satıldı. Harabe evinin önündeki Akasya ağacının dalları bağlanmış bez parçaları altında hazin hazin hışırdamaktalar. İbrahimiye köylüsü olsun civar köylerden olsun burdan geçen köylüler evvela bir Fatiha okur ve hatırasına hürmeten elbiselerinin bir yerinden kopardıkları birer bez parçasının bu ihtiyar ağacın dallarına bağlarlar.

Xaltîka Fersê’ye dönelim. Kocasının ismi Şabo, oğlunun ismiyse İbo idi. Kocası sünepenin biriydi. Jandarma gördü müydü tabanlara kuvvet kaçar kaçardı. Oğlu İbo ise bir dalyandan farksızdı. Buğday sarısı bıyıkları, kehribar tesbihi ve cessur yüreğiyle köy kızlarının rüyalarına girerdi. (Xeftanê wî çitare bû. Tifinga wî balçîkî bû. Hespa wî erebi bû) (Çıtare kaftanliydi-çıtare kelimesi çevrilmesi zor bir mahalli kelimedir. Tüfeği Belçika markalıydı. Atı saf kan arap atıydı. Bu sözler kızların dilinden düşmeyen ve İbo için yakılan bir türkünün ilk mısralarıdır.

İbo bir gün başından büyük bir işe girişti: Abdülimam köyü sahibi Hacı Hasan’ın ay parçası gibi olan Zelixa adlı ortanca kızını kaçırdı. Mühitte Zelixa’yı istemeyen yok gibiydi. Babası herkese red cevabı vermişti. Yeğeni Murat’ın büyümesini bekliyordu.

Bizim buralarda adettir amca oğlundan icazet almadıkça amca kızını evermek mümkün değildir. Onbinlerce lira başlık veren olduğu halde kimseye verilmeyen -üstelik amcası oğlunun icazeti de yokken- güzel Zelixa’yı baldırı çıplak İbo nasıl kaçırırdı. Hacı Hasan ilkin -ezê wî bê namûsî biküjüm. (bu namussuz herifi öldüreceğim) dedi. Araya aracılar girdi hacı Hasanı bu işten vaz geçirdiler. -feqet bı xuvedê ezê hefs bıkım. (Vallahi onu hapse attıracağım) diye diretti ve öyle de yaptı. Kızı da İbo’dan aldı. Murat’a nikahını kıydırdı.

Bu vakıanın ceryanı seyrinde Xaltîka Fersê halk işleriyle pek uğraşamadı. Biricik oğlu İbo’nun macerası benliğini iyiden iyiye sarmıştı. Her cumartesi oğlunu ziyarete gider komşu kızların selamlarını oğulcağızına iletirdi. Oğlunun bu selamlara aldırdığı yoktu.

Akşam bastırdıktan el etek çekildikten sonra yanık yanık türküler söylemeğe başlar karanlık zifiri geceleri böylece devirmeğe çalışırdı. Ençok sevdiği türkülerden biri de şuydu:

 

Lê Kübarê

 

Konê bavê te mezini       Li bistanê bê gül

Ji nava kona wenda nabi  Kübarê vê sîbekê

Qesra bavê te mezini      Ezê bimrim tu sebebi

Ji nava qesra wenda nabi Tirbami çêki li hewşa

Sifra bavê te mezini        Kûçikê bavê xuwe bi

Ji aliyê odê qe ranabi      Sibe zû rabi misînê

Kübarê bıra Xuwedê hasil Desmêjê tije biki

Neki miradê bê dil           Bê miriyo hezar

Hêlîna xuwe çê neki        rahmet li gora te bi.

 

Türkçesi: Babamın çadırı büyüktür, çadırlar arasında kaybolmaz. Babamın köşkü büyüktür, köşkler arasında kaybolmaz. Babamın sofrası büyüktür, yemek odasından hiç kalkmaz. Ey sevgili Allah sevmeyen gönülleri birleştirmesin. Ey sevgili yuvanı gülsüz bahçelerde yapma. Ey sevgili bu sabah öleceğim sebep sensin. Bari mezarımı alçak babanın avlusuna kaz da her sabah kalkarken abdest ibriğini doldur ve deki ey ölü Allahtan sana binlerce rahmet.

Dicle-Fırat

Yıl 1, Sayı 4

6 Ocak 1963

 

 

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan