Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

                                                                                                                         

 

 

 Siwaro

 

Derik’in Bedras köyünde Fatê isminde genç, güzel, ince boylu, edalı, endamlı bir kız vardı. Fatê’nin babası Bedras köyü’nün en zengin adamıydı. Fatê’nin babası ava düşkün bir adamdı. Safkan arap kısrağı, mavzer tüfeği ve şevgêr isimli erkek bir tazısı vardı.

Geceleri Fatê’nin babasının oturma odası tıklım tıklım olurdu. Odaya gelenler arasında ekseriyetle tambur ve rıbap çalanlar da bulunurdu. Geç vakitlere kadar saz çalınırdı. Saz durduğu vakit ara fasıllarda çiroklar (hikâyeler) antatılırdı. Herkesler dağıldıktan sonra Ferhan Ağa uyuya kalırdı. “Bı şifaqê wexta dîk xülxüland, ew radibû serxwe. Ser çavê xwe düşüşt. Çefya xweyî hemayî davêt ser serê xwe. Rextê xweyî çarperçe davêt pişta xwe. Qondera xweyî Hesîça dikir nigê xwe. Eba xweyî, qermanî davêt ser piyê xwe. Xulamê axê bişarê sadiq miîa Ferhan Axa dixemiland miînek beşbû vexta axa swardibû, dü temsurvanê wî bi tengala wî diket. Çaxa axa nigêxwe li zikê miîna beş dixist, miîn di bû terez. (-Bundan böyle ifadede nisbeten güçlük çekildiği takdirde kürtçeye başvurulacaktır. Bendeniz ifadede güçlük çektiğine göre şahısları kürtçe konuşturmam herhalde mazur görülecektir. Şimdi yukarıdaki kürtçe ibarelerin yaklaşık olarak türkçelerini vereyim: “Ferhan Ağa şafaktan horozların ötmesiyle kalkardı. Hama malı çefi’sini -çefi’nin türkçesini bilmiyorum- Başına atardı. Dört parça fişenkliğini beline atardı. Hesiçe markalı kundurasını ayaklarına geçirirdi. Qerman malı aba’sını omuzlarına atar. Ferhan Ağa’nın sadık uşağı bışar kısrağını süslerdi. Ağa’nın kısrağının alnında bir beyazlık vardı. Ağa bindiği zaman iki saz şairi etrafını alır. Ağa kısrağı mahmuzlarken, kısrak şimşek gibi fırlardı.)

Ağa ve avenesi av sahasına gidinceye kadar sazlı, sözlü fasıl devam ederdi. Ağa’nın avı üç yönlüydü: “Seyda beta (zannedersem bet toy kuşu olacak- Toy avcılığı) “Seyda kewê gozel, (keklik avı) “Seyda kürga û Xazala (Tavşan ve ceylan avı)

Gelelim şimdi Fatê’nin macerasına Fatê çılgın bir İsmaile Eyo’yu severdi. hayallerini hülyalarını rüyalarını İsmailê Eyo doldurmuştu. İsmailê Eyo hani sevilecek adamdı. Bir erkeğin bütün meziyetlerini nefsinde toplamıştı. Mertti, cesurdu, gözüpek, endamlı bir adamdı. Evli on yaşlarında kadar bir çocuğu da vardı. Karısı İda çirkin de sayılmazdı. Gelgelelim aşk ferman dinlemez. İki taraf ta birbirlerini ihtirasla severlerdi. İda’nın Babası Kızıltepe (eski adı Tılermen şimdiki adı yeşilova)nın Dıêmê köyünde otururdu. Nufuzlu bir adamdı. Yani Fatê’nin babasının Ferhan Ağa’dan geri kalır yanı yoktu. Diêmê’de oturan İda’nın babasının ismi Xelef idi. Kızının ızdırabını anlar kızını yanına aldırmak isterdi. Her seferinde İda nezaketle babasının teklifini reddederdi. Bunun üzerine babası öfkeyle şöyle derdi: “Qîza xenzîra, heqêteyi, bira te bikuju. Ez îdî li ser vî îşî nasekinim. tü çerdiki biki, ez qarişnabim. Ma qey îdî fedî li nav dinyêdi hilat. Te ez rezîlkirim. (Domuzun kızı laik sana bu haller, varsın öldürsün seni kocan. Artık bu iş üzerinde durmam, ne yaparsan yap karışmam. Herhalde dünyada utanmak diye birşey kalmadı. Beni rezil ettin.

İsmailê Eyo fakir bir ailenin çocuğuydu. Bilmem ki bütün gözüpekler, yakışıklılar fakirlerden mi çıkar ne? İsmailê Eyo da öylesine Köroğlu misali muhitine şöhret salmıştı. Fakir, zengin bütün kızlar İsmailê Eyo ile karşılaşmak için fırsat yaratmaktan geri kalmazlardı. Fakat İsmailê Eyo bir kere abayı Fatê’ye yakmıştı. Gözü kimseleri görmez olmuştu. Bedras Köyü’nde bir derecik vardı tepenin eteğinde, Fatê’nin baba evi hizmetçi kadın ve erkeklerle dolu oluduğu halde kendisi her nedense bizzat suya gitmeyi tercih ederdi. Bunu mazur göstermek için de annesine, babasına şöyle bahaneler uydurarak demokrasiyi bilerek istismar ederdi: “Ma qey rebilâlemîn em giş wek hev ne anî ni dunyayê, li ber nezera heqteala insan giş newek hevin? Çi ferqa me heyi ji feqira (Allah bütün insanları eşit surette yaratmıştır. Fakir, zengin farkı Allahın indinde yoktur. Bizim ne farkımız var fakirlerden).

“Wexta Fatê wê heri ser çem avê bîni, xwe di xemiland. Kilê xwe ji kildan derdixist. Mirêk û muçik dianî. Kirasê xweyî çitare û hüçük dirêj derdixist ji buxçikê xeftanê xweyî dawetê tanî ber xwe Kinçê xwe di gwiherî. Û dest bi xemlê dikir. Zêr û kejî davêt enya xwe. Xizêm dixist qulika pozê xwe. Çavê xwe kildikir. Bi mûçîkê mûyê rwê xwe distend. Bir û bijank hemî mêzedikir. Şimka xweyî delal dikir nigê xwe. Bi vî hawi kê liwê binerya wê bigota qey diheri dawet û dîlanê. Xelkê Bedrasî ecêmayi diman li serhawê vê xiza bı eşq u bi xemil. Du vê xemlêra radihişt kûzê avê û davhete ser piyê xwe. Hertim û her roj xelkê Bedrasê dûrik û çirokê wê diqotin. Vê keçika bı eşq û bi nalîn guh nedida qaluqulê kese ki. Bê fedî û bê ar bi vî halî rojê sê cara xwe di xemiland û diçû avê. Wexta ko xelkê jêre digot bi vî hawi kes nari ser avê. Wê li Wan vedigerand û digot: Ez qîza axêmi. Dujminê me mi bi libasê kevn bivîni şerefa bavê mi Ferhan axa wê bişkê. Pîrekê ko bi sersaladı çûbûn li ser vê çabê serê xwe kildikirin û di bind simêla dikenyan..Verhasilî işki tevr bı tevrbû ev işa” (Fatê suya gittiği zaman süslenirdi. Gözüne sürme sürerdi. Ayna ve cımbız alırdı. Yeni elbiselerini giyerdi. Kaftanını giyerdi - Türkçe’ye çeviremediğim bazı kelimelerden vazgeçiyorum, tefferruata ait bazı kelimeleri de Türkçe’ye çevirmeye lüzum görmüyorum - Altınlar takardı. Burun deliğine hızêm takardı. Güzel terliğini ayaklarına geçirirdi. Bu vaziyette kim onu görse düğüne gittiğini sanırdı. Bu kadar süslü haliyle su testisini omuzlarına atarak suya giderdi. Köyün güngörmüş kadınları bu vaziyetinin doğru olmadığnı sorunca “ben ağa kızıyım, beni düşmanlarımız görse ne der” diye cevap verirdi. Göngörmüş kadınlar bu haline bıyık altından gülerlerdi. Velhasıl bu öyle bir işti ki sormayın gitsin) Tepenin önündeki derenin yanında bir tarla var idi. İsmailê Eyo’nun Bedras köyünde bu tarladan başka hiçbir şeyi yoktu. Bu tarlaya köy halkı Çewlika İsmailê Eyo derlerdi. Yaz ayları ve orak zamanlarıydı. İsmailê Eyo kendi bizzat buğdayını biçerdi. İsmailê Eyo’nun birazcık tarladaki ahvalinden bahsedelim: “İsmaîle Eyo jixwer konikek vegirtibû li ser erd. Cewdikekî wîyî avê hebû. Him paleyî dikir him jî çavê wî li riya fatê di bû xûrûx. Ji wexta ko işqa wî firyabû li ser fatê, pir dereng paleyî dikir u iş ji ber wî ranedubû. Xelkê gund li wi ecêmayî diman. Xelkê gund berî vê eşqê şûxlê İsmaîlê Eyo pir dipesinandin. Nuha çi ji wi mervê qenc re hatibû? Du bi çuqas zamandi fehmkirin ko ew eşqi bûuyi li ser fatê Lêbelê gundiya pir jê hezdikirin û li xusûra wî ne di nerin. Destê wî li ser da sade û çavê wî li ser riya Fatê bû Carna te digo qey bi desta di peyivi. Ber xwe dipeyivi û kilam digo. Kılamê wî pircari evbû:

Lo Xelef Lolo Xelef

Xelef swarbû mi bawernekir

Edûla Eli li paş xwe kir

Xwedi Dêşana jorîn werkir

Xwe di zozanê jorîn werkir

Carna di nêvyê stranêdi di neri ko way Fatê tê. Ew çax dev ji stranê berdida û ber bi wê diçû her dûda jî di lezand û li dora xwe dinerin ji bo ko (gı kes wana nebîni. Fatê li ser aliyakî çem dima. Îsmaîlê Eyo jî li ser alyakî dima. Carna carna fatê xwe nedigirt û dest bi dûrikan dikir. Çend peyvê dûrika wê di bîra min (mi) mayi. Bi texmînî ew gotinan wanî bû:

Weri delal veri delal delal

Veri mala me bi mêvanî

Şüjde dîni ba xwedêkî

Bê xwedo ya rebbî tê

Mi bi zavayê vê malêki.

(İsmailê Eyo tarlada keçi kılından bir çadır kurmuştu. Biryayıkta suyu vardı. Kendi buğdayını biçiyordu. Buğday biçerken bir gözü de Fatê’nin yolundaydı. Eskiden bu tarlacığındaki buğdayı çok çabuk biçerdi. Fatê’ye aşık olduktan sonra biçim bir türlü bitmiyordu. Köy halkı bu vaziyete şaşardı. Sonra anladılardı ki Fatê’ye aşık olmuş artık kimse kusuruna bakmadı. İsmailê Eyo çoğu kere bir türkünün şu kısımlarını terennüm ederdi: “Ey Xelef ey Xelef, Xelef ata bindi inanamadım. Ali kızı Edulê’yi arkasına attı. Dêşi yolunu tuttu, yayla yolunu tuttu.” Bazı bazı türkü söylediği esnada Fatê’nin geldiğini görürdü. O zaman türkü çağırmaktan vazgeçerek ona doğru koşardı. Biri çayın bir kıyısında öbürü diğer kıyımında birbirine bakarlardı. Bazen “Fatê kendisini tutamayarak türkülere başlardı. Bir türkünün şu sözleri hatırımda kalmış:

“Gel ey güzel oğlan gel gel. Evimize misafirliğe gel. Seccadeyi ser namaz kıl ve Allaha yalvar yakar ve de ki ey Tanrım beni bu eve damat et.”

Bu aşk macerası tam beş yıl devam etti. Fatê gelen her evlenme teklifini reddediyordu. Baba ve annesinin bütün zorlamalarına yılmadan mukavemet ediyordu. İsmailê Eyo’nun karısı İda da yukarıda zikr edildiği gibi babasının kendisini kocasından boşama tekliflerini aynı inatla reddederdi. Kocasını sever böyle bir adamın karısı olmakla övünürdü. Hatta zaman geldi ki Fatê ile arkadaş bile oldu. Fakat onbeş yaşına basan oğlu bu vaziyeti hazmedemiyordu. Annesine büyürsem intikamını alırım derdi çocukken. Şimdilerde kendisini artık büyük görüyordu.Birşey yapmam diyordu yalnız askere göndereceğim. Babası  senelerdir asker kaçağı idi. Bütün ihbarlara rağmen işini uydururdu. Fakat oğlu Ekrem illede göndereceğim diyordu. Nitekim muvaffak da oldu. Anne ile oğlu arasında müthiş bir mücadele başgösterdi. Oğlunu affedemiyordu babasını ihbaredip askere gitmesine sebep olduğu için. İsmaile Eyo askere gideceği gün bir türkü Bedras köyünde dilden dile dolaşmağa başladı. Türküyü aşkın enginleştirdiği mühayyilesiyle dertli ve aşık Fatê yaratmıştı.

Türkü şöyleydi:

Erê lolo swaro lolo swaro

Erê lolo swaro ne lezîni mi bi xwe gîni

Emê li Dêrikê li têlêxin

Emê li Qiziltepe mohrê bînin li mezbetêxin

Emê çawa sala Îsal paîza paşîn

İsmailê Eyo bivin ber tirênê ber fargonê

Erê weylo swara weylo swaro

Swaro ne lezîni mi bi xwegîni

Dîkê sibê li me xülxüland

mi xam ribeka swarê xwe xemiland

Gava swarê mı derket xerîbiyê

Mi sê dengê Erebî lê nühürand

Roka me derketi ji aliyê de qübletê

Mi şewq û şimala xwe da Qiziltepe qesrê hukumetê

Em di nerın van yüzbaşya van bînbaşya

Derketini vê talimê hazirolê

Emê herin Sêrtê Sêrt mezini Wîlayeti

Emê rica bavê lêwik bikin ji qoçê devletê

Jî meclisa hukumetê

Erê weylo swaro mi bi xwegîni

Weylo swaro ne lezîni.

“Benim at binen segilim, at binen sevgilim. Acele etme sana yetişeyim. Derik’te telefon edeceğiz. Kızıltepe mührü mazbataya basacağız. Bu sene, sonbaharda İsmailê Eyo’yu trene götüreceğiz - nakarat: At binenim benim, at binenim, Acele etme sana yetişeyim- Sabah horozları öttü, sevgilimin tayını süsledim. Sevgilim gurbete çıkarken arkasından Arap melodilerini terennüm ettim. Güneş kıbleden doğuyor bugün. İçinde hükümet konakları bulunan Kızıltepe’ye doğru yöneldim. Baktım ki yüzbaşılar, binbaşılar talim ediyorlar. Siirt’e -sevgilisi Siirtin Beşiri kazasında askerliğini yapcaktı- gideceğiz, Siirt büyüktür, vilâyettir. Yiğidim için devlete, meclise dahalet edeceği “nakarat”.

Dicle-Fırat

Yıl: 1, Sayı: 7

4 Nisan 1963

 

 

 

 

 

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan