Başkanlık Divanına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

 



 

EDİP KARAHAN

 

Feqî Hüseyin Sağnıç

Toplumumuzun bünyesinden çıkmış yetişkin yurtsever yazarlarımızdan biri de Edip Karahan’dı. Karahan, Mardin’in Derik ilçesinde doğmuş ve aynı yerin nüfusuna kayıtlı olup çocukluğunu aynı yerde geçirmiştir. Orta dereceli okulu bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırarak okumaya başlamıştır. İster ilkokul ve orta dereceli okullarda, ister fakülte sıralarında olsun derse düşkünlüğü, arkadaşlarıyla uyum içerisinde oluşu ve öğretmenlerine karşı saygısıyla övülürdü.

Edip Karahan, esmer tenli, iri kemikli, kalın vücutlu, şişmanca uzun boyluydu. Vücut yapısı, tavrı tipik köylüleri andıran Karahan’ın medeni cesareti oldukça fazlaydı. Yeri gelince sözünü esirgemediği gibi, tavır da alırdı. Özü doğru, sözü doğru ve yüksek şahsiyete sahip olduğundan toplum içerisinde çabucak yer edinirdi. Çözümü çok zor sorunlarla karşılaştığında, yüksek kabiliyet ve zekası sayesinde hemen çözüm yolunu bulur ve gerçekleştirirdi. Özetle eğer iki evlilik bir eksiklik değilse, ben o şahsın toplumsal yaşam ve bilincinde, mütevazı hareketlerinde, yurtseverliğinde, arkadaşlığında ve cana yakınlığında herhangi bir eksikliği tespit etmekten aciz kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Edip Karahan’la 1962 yılının ilkbahar aylarında İstanbul’a geldiğimde tanıştım. Daha önce tanımış olduğum bir yoldaş vasıtasıyla gerçekleşen bu tanışmadan çok memnun kaldığım ve daha sonra bu vesileyle kendisine teşekkür ettiğimi hatırlarım. Kendisiyle tanıştığım ilk günlerde gözüme girecek herhangi bir yeteneğe sahip olduğu ümidini bahşetmediği ve soğuk durduğu halde, günler geçtikçe yeteneğini görmeye başladım. Artık daha sık görüşme arzusu içimize doğarak uygulamaya koyduk. Üç dört yaş benden küçük olmasına karşın, kendisinden çok şeyler öğrendiğimi, siyasi yaşamıma ışık tuttuğunu ve o ışığın aydınlığında daha kolay ve daha güvenilir bir şekilde yürüdüğümü söylersem, o şahsı övmüş olmaktan ziyade onun engin yeteneğinden küçücük bir parçasını anlatmış olurum.

Edip Karahan’la iyice içli dışlı olduktan sonra, gündemimize yurdumuzun dertlerini dile getirecek ve halkımızın gelişimini hızlandıracak bir yayın organı girdi. Bir araya geldiğimizde mutlaka bu konuyu tartışırdı. Karahan benden başka bu gibi işlere yakın bir kaç kişiyle daha aynı konuyu gündemleştirerek fikir alışverişinde bulunurdu. Daha doğrusu ciddi bir adım atmak için aklı kestiği adamlara danışırdı. Bu da onun tutarlılığının özelliklerinden biriydi.

Nihayet bir gün konuşmadan sonra, “Çıkaracağımız bir yayın organına ne gibi bir yardımınız dokunabilir?” sorusuna yanıtım “Elimden gelen her şey” oldu. Karahan yavaşça aylık bir gazetenin çıkarılması hazırlığına başlarken, İstanbul’daki işlerimin bitmesi nedeniyle vedaşalarak, Tatvan’a gidip beklemeye koyuldum.

Nihayet Edip Karahan tarafından çıkarılan DİCLE-FIRAT adını taşıyan aylık fikri gazete 1.10.1962 tarihinde piyasada satılmaya başlandı. Elbetteki sahibi ve yazı işleri müdürü Edip Karahan’dı. Çeşitli adlarla birkaç yazısı da gazetede çıkıyordu. Sevdiğim birkaç arkadaşla birlikte “Folklor araştırma komitesine “ alınmıştım. Bir taraftan bana bırakılan folklor araştırma görevimi ifa ederken diğer taraftan da güncel olayları konu alan yazıları da bazı sayılarına gönderirdim.

Folklorik yazılarım henüz yetişmeden gazetemiz devlet tarafından kapatıldı. Dicle-Fırat gazetesi ancak sekiz sayı çıkabildi. Dokuzuncu sayının yazıları tamamlanarak basılmak üzere basım evine gönderildiği halde basılmadı. Çünkü sahibi ve yazı işleri müdürü Edip Karahan yakalanarak tutuklanmıştı. 6 Haziran 1963 günü yakalanan Karahan, birbirleriyle ilişkisi olmayan Kürt aydınlarından 22 kişiyle birlikte dosyaları birleştirilerek yargılanmaya alındı. Bu olay 23’ler adıyla tarihte gerekli yerini aldı. Böylelikle, Kürt olmaktan başka hiçbir günahı olmayan 23 aydının tutukevine konularak, Türk ceza kanununun idam isteyen maddelerinden 125. maddeyle yargılanmaları, hukukçuları ve bilim adamlarını şaşırttı.

16 Eylül 1967 tarihinde Kürt yurtseverleri tarafından tertiplenen Doğu mitinglerinden birincisi olan Diyarbakır mitinginde konuşması üzerine yakalanıp sorguya alınan Edip Karahan tutuklanarak tutukevine konulur. Dokuz ay gibi uzun bir zaman bekletildikten sonra bir buçuk senelik cezaya çarptırıldı. O günkü tarafsız hukukçuların, Edip Karahan’a verilen bu cezanın hukukla hiçbir ilişkisi olmadığı ve tamamen siyasi bir karar olduğuna dair fikir beyan etmelerinin, ne yargıçlara ne de idarecilere etki etmediğini gördük.

Edip Karahan bir çok arkadaşı gibi Marksist ve Leninist olarak bilinirdi. Ama Kürt sorunu konusunda ayrı örgütlenmeyi tercih ederdi. Bu da onun doğru düşündüğünün göstergesiydi. Bu nedenle 1965 yılında Faik Bucak başkanlığında kurulan TKDP’ye sempatisi olmakla birlikte, üyeleriyle de arkadaşlık ederdi. 1969 yılında üniversitede okuyan, Kürt talebeleri tarafından kurulan DDKO ile, 1970 yılında Güney Kürdistan ‘da bulunan Dr. Şıvan başkanlığında kurulan Türkiye KDP Örgütlenmesine daha sempatik bir yaklaşım içine girdiğini görürüz. Kürtler tarafından kurulan bu üç örgütten önce, 1961 yılında İstanbul’da kurulan TİP’te birçok Kürt aydının da yer alarak çalıştığı bilinen bir gerçketir. İlk başta Karahan’ın da TİP’e ilgi duyduğu görülür. Ancak bu partide aradığını bulamayınca dikkatini başka tarafa çevirmek zorunda kaldı.

Birçok Kürt aydın ve siyaset adamı gibi, Edip Karahan da 12 Mart 1971 yılındaki askeri cuntanın muhtırasından payını aldı. Yakalanarak Diyarbakır ve Siirt sıkıyönetim komutanlığının tutukevine konuldu. Birçok dosyada adı bulunmasına rağmen, diğer bazı Kürt aydınları gibi,Kürtler için günün geçerliliğini taşıyan birleştirilmiş DDKO dava dosyasına alınarak yargılandı. Yargılama sırasında ve tutukevi yaşamı süresince ağırbaşlılığı ve tutarlılığından hiçbir ödün vermediği gerçeği saklanamaz.

Tutukevi başkanlığı görevinde bulunan Edip Karahan, idare ile tutuklu arasındaki münasebeti, imkanlar elverdiği nisbette tutuklunun lehine çevirirdi. Karahan uygulamaları ve öylesine bir başkanlığı ciddiye almadığı için, arkadaşlarının hoşuna gitsin diye, başkanlığnı “Başkanlık Divanı” diye isimlendirerek, görevli yoldaşlarını, “Başkanlık divanının genel müdürlükleri”, bireyleri de “Üye” olarak isimlendirmişti. Bu şaka, sanki ciddiymiş gibi, tutuklular arasından da yeri gelince kullanılırdı. Bununla sınırlı kalmadı. Bir ara tutukevinin iradesi tarafından kullanılan başkanlık divanı terimi mahkeme tutanaklarına bile geçti. Bu kavram, özetle tutanağa şöyle geçti: Hazırlık ifadesi mahkemede okunan sanık, işkenceyle alındığı için kabul etmediğinden, tanık olarak Karahan huzura alınır, “Tutukevine getirildiğinde müdahale ettiğini, yürümeye izin vermeyen darbe yaralarını müşahade ettiğini söyleyen Karahan, “Ne sıfatla müdahale ettiğini” soran yargıça, “Divan başkanlığı başkanı sıfatıyla” yanıtını verir.

Bir sabah lavabo askısına astığım pardesümü almadan ayrıldım. Ancak akşamleyin hava serinleyince astığım yere gittiğimde yerinde değildi. Hemen giderek başkana durum bildirisinde bulundum. Başkan, “Başkanlık divanı emanet işleri genel müdürlüğüne müracaat ettiğiniz taktirde sıhhatli bilgi edinirsiniz” diyerek yanıtladı. Söz ettiği genel müdürlüğün adresini istediğimde Silvanlı Akif’in yatağını gösterdi. Giderek Akif’e durumu anlattığımda, hemen yastığının altından çıkardığı pardesümü elime uzattı. Teşekkürü bile beklemeden diğer işlerine başladı. İşte başkanlık divanının espirisi böyle çalışıyordu.

Daha kendisini bekleyen birçok hizmet varken, ecel Edip Karahan’a fırsat tanımadı. Henüz orta yaşlıyken bir trafik kazasında(*) dünyaya veda etti. Ama adı kalbimizde hala yaşıyor.

2 Eylül 1996

Demokrasi.

(*) E. Karahan kalp krizinden ölmüştü. F. H. Sağnıç’ın burada trafik kazası demesi bir yanlış hatırlama olsa gerek. (SB).

 

 

 GHT 2004 Enwer Karahan