Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                           


 

 

 

FAŞİZM GELEBİLİR Mİ?

 

Faşizm kesin dönemeç anlarında bir ülkeye gelme çabasına girişir. Şimdi Türkiye’de kesin dönemeç anından bahsedilebilir mi? Sanmıyorum. Bu kesin dönüşüm dönemlerinden birkaç örnek vereyim: Almanya’da birinci dünya savaşından önce, savaş sırasında ve savaştan sonra kesin bir dönüşüm dönemi mevcuttu. Macaristan’da, Bulgaristan’da diğer Doğu ve Kuzey Avrupa’da böyle fırtınalı anlar esiyordu ortalıkta. İki Dünya savaşı aralığında bu tür fırtınalı dönem anları bazı ülkelerde gözlemlendi: Başta İtalya ve sonradan gelmek üzere, İspanya, Portekiz...

Yakın çağlarda: Endonezya, Yunanistan, Türkiye ve Şili. Şili ve Yunanistanda seçim bahis konusu olmakla birlikte bu iki ülke de çalkantılar içerisine girmişti. Türkiye de de “sağ” ve “ilerici” cuntalar kesin bir hesaplaşma dönemine girmişlerdi.

Türkiye’de bugün böyle bir durum var mıdır? Bunu inceliyelim: C.H.P.’si kesin birdönemeç başında olmadığı gibi “etkin güçler”e ve tekelci burjuvaziye eskisi gibi alerjik gelmemekte, alerjik görünmemektedir. C.H.P. bazı reformlar yapmak istemektedir ve kısa hükümet döneminde “öcü”, “umacı” olmadığını göstermiştir. Türkiye’de “etkin güçler” ve tekelci burjuvazi en ufak bir değişime bile razı olmadıkları için bugünkü yatıştırıcı ortamın (C.H.P.’sine karşı) doğmasında C.H.P.si yönetiminin, yönetim kadrosunun ve özellikle genel başkanının büyük katkısı vardır...

O halde bugünkü karışık ve kaygılı durumun sebebi nereden kaynaklanıyor? Bunu açıklamak için kendisine milliyetçi yaftasını yakıştırmaya çalışanM.C.’yi gözden geçirmek gerekiyor: M.C. aslında C.H.P.’ye karşı kurulmuş değildir. M.C. belki ters görünecek ama gerçekte, içerisinde yeralan küçük partileri yutmak için kurulmuştur. A.P. ve onun taktisyen genel başkanı tek başına bir daha iktidara gelemeyeceğini iyice hesaplamıştır. O halde ne yapacaktır?: Pek basit: Milliyetçiliğin ve dinciliğin sloganlarını hasımlarından kapıp onlara karşı kullanmak. Cephe hareketleri esas itibariyle kendi dışlarındaki güçlere karşıkurulur ve kullanılır. Küçük partiler bu imajda yanılmışlardır. Görünüşte dışarı ile çarpışılmış ama özde bu eylemler tamamiyle içe dönüktüler. Bundan ötürü M.S.P. bir ara A.P.’nin kendisi içerisinde eriyeceğini bile iddia etmiştir. Çünkü yukarıda değindiğim gibi Demirel M.S.P.’nin bütün sloganlarını ellerinden almıştı. M.S.P. madem A.P. bizim gibi düşünüyor ve böyle davranıyor o halde ideolojimize adapte oluyor diye düşünmüştür. Muhalefetle yapılan yapay çarpışmaların kopardığı toz duman içerisinde esas niyet kısa bir zaman için bile olsa saklanabilmiştir. Ama ne zamanki A.P. seçim eğik düzleminde parçalanmayalım temasını işlemeye başlar ve buna tüy diken Demirel’in cami vaızları başlar ve büyük boy halinde Demirel’in namaz pozisyonları büyük boy halinde büyük tirajı gazetelerde aktarılır. Ozaman M.S.P. işin iç yüzünü anlar ama iş işten geçmiştir artık. M.H.P.’ye gelince bu bir siyasi tarikat olduğu için olağanüstü haller müstesna ne uzar ne kısalır. Şerbetçi partiden bahsetmeye gerek görmüyorum. Oysa M.S.P. durumları iyi değerlendirip iyi kullanmasını bilseydi çok şeyler değişebilirdi. M.S.P. seçmenlerine din, ahlak ve fazilet nutukları çektiği halde partinin nimetlerinden bir avuç tekelci burjuvazi yararlandı. Parti yöneticileri seçmenlerine yartıkları idealist propagandanın tersine pragmatik biryol izleyerek seçmenlerinde ciddi kaygılar uyandırmaya başladılar. O zaman Demirel aleyhinde işledikleri”yırranmıştır” teması ters tepmeye başladı. A.P. aleyhine kullandıkları “renksiz” imajı da para etmemeye başladı. Böylece M.S.P.’nin yönetici kadrosu hiç değilse bir bölümü rakip parti ve lideri için kullanmak istedikleri “güven bunalımı”nı, tam tersine kendileri, seçmenlerinin gözünde yaratmaya başladılar...

M.S.P. sağ kanatta, sağ yelpazede, sağ eğilimli bir küçük burjuva partisinin Türkiye şartlarında gelişip gelişemeyeceğinin ciddi denemesine girişeceği yerde Tekelci burjuvazinin bir bölüğünün kuyruğuna takıldı. Şüphesiz böyle bir denemeye girişmek zordur ama orjinal bir deneme olduğu da açıktır. Bizde bir grup, şu ya da bu partiden kopunca Anadolu’ya hitap etmeye başlarlar. Ve ilk zamanlar biraz da başarılı olurlar. Ama perde arkasında, kulislerde büyük burjuvaziye göz kırpmadan da edemezler. Böyle masum bir görüntüde kalsa neyse ne. Ama bakarsın makara kopmuş ve büyük burjuvazi ile izdivaç başlamış bile. Ama bu seferbüyük partiyi çekiştirmeye başlarlar ve kendilerinin güvenilir kişiler olduklarını yıpranmamış bulunduklarını söylerlerken bu konuyu işlerlerken seçmenlerinde uyandırdıkları “güven bunalımı”nı bu sefer büyük burjuvazide yaratırlar. Güven teminatı verenler güvensizlik yaratırlar. Falanın fişmekanın yıprandığnı söylerlerken kendileri yıpranırlar. Ve dolayısiyle bugünkü manzara ortaya çıkar...

Örneğin Feruh Bozbeyi. Celal Bayar aşağı Celal Bayar yukarı... Rahmetli Menderes aşağı, Rahmetli Menderes yukarı... Bunlar ve bunların ahfadı ona yan çizince, başlar sızlamalar hatta sert eleştiriler, dolaylı dolaysız.Böyle güven yaratılmaz. Dünyamız 1950-1960 dünyası değil. Ya halk tabakalarını samimiyetle savunacaksınız ya da iş çevrelerini ve onların fersude temsilcilerini. İkisi bir arada olmuyor artık. Celal Bayar’a selam çak Demirel’e kroşe göster olmaz böyle şey, bağdaşmaz bunlar birbiriyle. Damadı şehriyari’nin deyimiyle ya elmaları, ya armutları seçeceksiniz ikisi toplanmaz birarada.

Oysa M.S.P. ve D.P.’nin birleşme imkanları da denenmeye değer bir olay olacaktır. Zira gerçekten Bozbeyli’nin Demirel’e karşı isyanı ve kafa tutması gerçekten orjinal bir tutumdu, azimli ve de kararıl bir tavırdı. M.S.P.nin sayın başkanı da böyle bir tutum takınsaydı ve iki parti birbirine yaklaşıp koklaşsaydı birbirinden etkilenselerdi nasıl birdurum ortaya çıkardı? Denemek gerekirdi. Bunu başka bir yazıya bırakıp, konuyu genişletmeyelim...

Günümüz Türkiye’sinde A.P.’nin ve başkanının yarattığı yapay bir bunalım vardır. Bir zamanlar bangır bangır sandıktan çıktık diyenler bugün sandıktan fersah fersah kaçıyorlar, dolayısiyle bu numaralarının anlaşılmaması için de bunalım yaratmağa çalışıyorlar. Ve müttefiklerini tamamen eritmeyi başaramazlarsa etkin güçlere göz kırpabilirler bu toz duman ortamında. Ama sevgili dostum iki günde bir faşizm gelemez ki, bu toplum kurallarına aykırı bir tutumdur. Ne zaman ki üretim güçleri üretim ilişkilerine kesin kes sığmazsa o zaman yapay bunalım girişimlerine gerek kalmadan faşizm gündeme girer ve faşizmle devrimin kesin hesaplaşması başlar. Şüphesiz canlar gidiyor daha da gidecek bu sosyal sürecin bir sonucu. Toplum kafamızda çizdiğimiz mükemmel metafizik, idealist mantık şemasına göre seyr etmez. İvicaclı yollardan geçmek mukadderdir buna katlanacağız ve karşı koyacağız.