Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Aile

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

                                                                                                                       

 DOĞU KALKINMASI VE YANLIŞ GÖRÜŞLER

Edip Osmanoğlu

 

Türkiye Tanzimat’tan beri bir sistem arayışı içindedir. Türkiye Avrupa devletleri karşısında bir muvazene temin etmek için yüzyıllardan beri bir gayret içindedir. Memleketimiz önceleri askeri, hukuki tedbirler almaya doğru gitmiştir. Bu kabil tedbirlerin alınması Cumhuriyet’in ilânına kadar devametmiştir. Cumhuriyetin ilânıyla beraber Cumhuriyetin önemli ve hayati meselesinin ekonomi meselesi olduğu az çok takdir edilmiş ve bu yolda birçok adımlar atılmıştır. Fakat bu devrede metot meselesi aydınlığa kavuşamamıştır. Günümüzde meselenin ekonomik mesele olduğu aşağı yukarı bütün çevrelerce kabul edilmiş bulunmaktadır. Meselenin ekonomik olduğu noktasında aydınlar arasında görüş ayrılığı yoktur. Memleketimiz bugün kesif bir metod arayışı içindedir. Aydınlar ve politikacılar arasındaki görüş ayrılığı metod meselesinde toplanmış bulunmaktadır. Türkiye kalkınması bir kül, Doğu kalkınması bir cüzdür. Cüz’ün kül’ün akibetine tabi olduğu aşikârdır. Binaenaleyh Türkiye için serilecek metodun Doğu için de varit olacağı meydandadır. Memleketimiz tarihi gelişmesine devam ededursun, aydınlar kesif bir metod arayışı içinde bulunadursunlar biz biraz Doğu meselesine eğilelim. Türkiye’nin umumi kalkınması meselesinde, aydınlar arasında medot yönünden görüş ayrılıkları olduğu halde Doğu meselesi bahis mevzuu olunca bu metod anlaşmazlığına rağmen görüşler aşağı yukarı peşin hükümlerden kurtulmuş objektif ölçülere varmış aydınlar müstesna aynı noktada birleşebilmektedirler. Bazı politikacıların ve bu tip aydınların teklif ettikleri tedbirlerin esası, Doğu halkının dilini, örf ve adetlerini, mahalli hususiyetlerini bir kelimeyle etnik ve lengüistik varlığını yok etmeğe yönelmiştir. Bu ırkçı görüşlerin mümessilleri, bir avuç ırkçı ve turancının yanında liberalistler ve Şevket Süreyya gibi sözde sosyalistlerdir. Bu çeşit aydınların elinde ilim, haysiyetini kaybederek bayağı düşüncelerin aleti derekesine indirilmiştir. Türkiye için, dolayısıyla Doğu için hangi kalkınma metodu seçilirse seçilsin Doğu kalkınması bazı zaruri mukaddem şartların tatbikini gerektirir.

Şimdiye kadar Doğu’da sağlam bir idari kurulamamıştır. Doğu bir mahrumiyet bölgesi olduğu için oraya memurlar istemeyerek giderler. Tek tesellileri orada bir müddet kalıp para yaptıktan sonra dönmek, Doğu’ya herşey den önce Adil, dürüst, tarafsız, vazife aşkıyla yüklü personelden meydana gelmiş bir idari teşkilât lazımdır. Köyde jandarma ve tahsildar bir angarya, şehirde polis bir tedhiş vasıtası olmaktan çıkarılmalıdır. Demokrasi gemisi mahdut bir zümrenin zihninde çizilen şemaya göre seyretmekten kurtarılmalıdır. Vatandaşlıktan, adaletten, eşitlikten bahsedebilmek için insanları anadilleriyle konuşmaktan, yazmaktan mahrum etmemelidir. Anadiline saygı gösterilmeyen bir vatandaş bu mefhumları benimseyemez. Hem hak, hukuk, hürriyet ve demokrasiden bahsetmek hem de vatandaşın duygu ve düşüncesinin bir vasıtası olan anadiline yasak koymak, samimiyetle, doğrulukla bağdaşmayan hareketlerdir. Doğu’lu vatandaşlarımızın dilini yok etmeğe çalışan aydınlar, her fırsatta toplulukları ayakta tutan şeyin manevi kıymetler olduğunu durmadan tekrarladıkları halde Doğu meselesi bahis konusu olunca, tümü, yüzde yüz maddeci kesilerek doğu için yalnız ve yalnız maddi kalkınmadan bahsederek manevi kalkınmayı görmezlikten gelirler. Kalkınma maddi ve manevi cepheleriyle bir bütün teşkil eder. Birini diğerine feda etmeye imkân yoktur. Geçmişte Doğulu anadilini, örf ve adetlerini unutsun diye Doğu ihmal edildi. Günümüzde aydınlar ve politikacılar bir an önce Doğu’nun kalkınmasını istemektedirler. Burada da gaye gene Doğu’yu mas etmek. Yüzyıllar geçiyor, düşünceler değişiyor, fakat maksat değişmiyor. Uyutuyorsun niçin? Dilini unutsun diye. Uyandırıyorsun, niçin? Dilini unutsun diye. Bir bölge halkının Türklük camiası içinde dilini konuşması, diliyle yazıp okuması neden bu kadar tehlikeli görülüyor, anlıyamıyoruz? Modern millet telâkkileri münhasıran tek dili gerektirmez. Tek dil konuşan toplumlar olduğu gibi çok dil konuşan toplumlar da vardır. Kesret içinde vahdet pekâla mümkündür. Ve bu vahdet tek dil konuşan toplumların meydana getirdikleri vahdetten daha az kuvvetli değildir. Millet mefhumu, müşterek maddi ve manevi menfaatlerin meydana getirdiği bir sentezdir. İllâda tek dil tek ırk gerektirmez. Realiteleri görmek için soğukkanlı olmak lâzımdır ve yeter.

Edip Osmanoğlu

Dicle-Fırat

Yıl 1, Sayı 2

1 Kasım 1962


 

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan