Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Aile

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

     

                                                                                                                       

 BİRLİK VE BERABERLİĞE DAİR

 

 Edip OSMANOĞLU

 

Mefhum vuzuhsuzluğundan kurtulmak için önce birlik ve beraberlik mefhumlarının kısa bir tarifini yapalım. Bize göre birlik ve beraberlik mefhumları şöyle tarif edilebilir: “Bir kısım vatandaşların diğer bir kısım vatandaşlar üzerinde tahakküm tesis etmelerine meydan vermemek, bütün vatandaşları ırk, din, mezhep dil farkı gözetmeksizin kanun karşısında müsavi kılmak, vatanın bütünlüğünü ve millet fertlerinin kardeşçe yaşama halini ihlâl eden hareketleri mevki ve mansıba bakmaksızın tecziye etmek.”

Kanaatimize göre bir kısım politikacılar ve bir kısım basın mensupları yukarıda tarifi yapılan birlik ve beraberlik kaidelerine riayet etmemektedirler.

Maalesef kanuni takibatla görevli merciler bu vaziyetlere seyirci kalmaktadırlar. Bu vaziyetlerde gayri müsavi bir hal doğmaktadır. Bazı kimselere kanunlar zorlanarak tatbik edilmek istenir bazı kimselere karşı da en açık kanun ihlâllerine rağmen seyirci kalınırsa ve bundan vatandaş vicdanı azap duyar.

Bu halin sebepleri şöyle hülasa edilebilir: Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa devletlerinin tesir ve baskılarıyla esas bünye ile alakası olmayan şekli bir hukuki sistem vücude getirilmişti. Böylece Güya Osmanlı İmparatorluğu da Avrupa hukuk sistemine katılmış oluyordu. Halbuki İdarecilerin zihniyetinde eski hukuk anlayışı yaşamaya devam ediyordu. Yeni hukuk adeta göstermelik bir mankendi. Şöyle bir fıkra naklederler. İkinci meşrutiyet ilân edilir. Her tarafta müsavat, uhuvvet, mürüvvet, adalet, avazeleri çınlar. Bu hengamede birgün müslüman bir vatandaşla hıristiyan bir vatandaş arasında ağız kavgası olur. Bu arada müslüman vatandaş hakaret makamında hıristiyan vatandaşa gavur der. Bunun üzerine hıristiyan vatandaş madem memlekette uhuvvet, mürüvvet, müsavat, adalet vardır, o halde böyle bir hitaba maruz kalmamalıyım düşüncesiyle en yakın polis karakoluna gider başından geçenleri anlatır. Komser müslüman vatandaşı çağırtır, sen bilmiyormusun gavura gavur demek yasaktır diye çıkışır. Bu hadiseden anlaşılıyor ki atılan toplara yapılan şenliklere rağmen komser uhuvvet, mürüvet, müsavat, adalet mefhumlarının derinliğini kavrayamamıştır. Komserin temsil ettiği İdari zihniyet maalesef cumhuriyet devrine de intikal etti. 1945’ten bu yana, girişilen demokrasi döneminde bu zihniyet epey zayıflamışsa da tamamen ortadan kalkmamıştır. 27 Mayıs’tan bu yana bazı sahalarda bu zihniyet bilakis daha da kuvvetlendi. Eski tek parti tek şef devri hasretlileri bir kısım masum insanlara kuyruk ve buna benzer adi isimler taktı. Buna paralel olarak doğulu vatandaşlara da düşmanca tavır takınarak en adi iftiralar uydurmaktan geri kalmadılar. Bugün de eski devir hasretlileri bu sahte şöhretler, hergün demokratik nizamın bir yanına dinamit koymakla meşguldurlar. Bu adamlar vatandaşlar arasına kin ve nifak sokmak suretiyle hergün kanunları ihlâl ederlerken mes’ul kanun tatbikatçıları harekete geçmemektedirler. Doğulular bu nifakçılara karşı meşru müdafaa vaziyetini ihraz eder etmez, kanun tatbikatçıları hemen ceza kanunun 125. maddesiyle keza ceza kanununun 142. maddesinin 3. fıkrasını zorlayarak tatbike kalkışırlar. Koskoca bir bölge halkını en ağır tehditler, ithamlar, iftiralar, şantajlar, karşısında bırakmak milli duyguları zayıflatmıyor da bu ırkçılara karşı meşru müdafaaya geçmek milli duyguları zayıflatmak oluyor. Tek taraflı tatbikata son verilmelidir artık.

Dicle-Fırat

Yıl1 , Sayı 4

6 Ocak 1963

 

 

 

 

 

 

 

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan