Divan Başkalığına Hoş Geldiniz

                                                                                                                                          

                                               


Edip Karahan

Yazıları

Savunmaları

Dicle-Fırat

Hikaye

Derik

E-Mail

 

 

 

 

 

 

 

     

                                                                                                                          

     BAZI NOKTALAR

Hamit MAZIDAĞLI

 

Sayın Abdi İpekçi, 20 Nisan tarihli Milliyet Gazetesinin durum sütûnunda şöyle demektedir: “Türkiyede, Kürtler diğer etnik gruplar gibi başka bir etnik grubun (Türk etnik grubu demek istiyor) içinde massolmaya (erimeye) karşı direnmişlerdir. Aynı zamanda bu etnik zümre (Kürt etnik zümresi) Türkçe konuşmayı da reddetmiştir.”

Diğer etnik zümrelerin durumlarının, yazarın dediği gibi olup olmadığı bu yazının konusu değildir.

Kürtlerin Türkçe konuşmayı reddettikleri hükmü insafsız bir hükümdür. Biz Kürdüz ve işte yazısının tahlilini de Türkçe yapmaktayız. Yok, eğer Kürtler Türkçe konuşmayı reddetmişlerdir sözüyle, Kürtler, başka bir etnik zümrenin asimilasyon politikasını reddetmişlerdir demek istiyorsa bu, doğrudur ve yanı zamanda bir haşivdir. Çünkü sayın yazar yukarıda zikr ettiğimiz sözlerinde Kürtlerin massolmaya karşı oldukların zaten söylemektedir. O halde Türkçe konuşmayı reddetmişlerdir sözünün  hikmeti nedir?

Abdi İpekçi açık rejim ve açık konuşma, açık tartışmadan yana değerli bir aydınımızdır. Acaba açık konuşmamanın müphemiyetin (Abdi İpekçi’yi demagoji, iftira, itham, tehdit, jurnal-millete, aydınlara, jurnalüstatlarından saymaya dilimiz varmıyor.) Bazı şart ve zaruretlerin bir neticesi olduğunu ilk defa keşf etti de onun için mi böyle bir yuvarlak laf etti? Bilmiyoruz.

Türkçe konuşmak, (ana dile hürmet şartıyle) başka şey, Türkçeden başka dil konuşmaya ve yazmaya müsaade etmiyerek, ana dilleri “tard” ederek bunun yerine resmi dili ikame etmeye zorlamak başka şey.

Yukarıda zikr edilen müphemiyete rağmen keşke bütün basın mensupları Sayın Abdi İpekçi kadar fikir haysiyetine sahip olsalardı. O zaman karşılıklı tartışır ve son hükmü milletin hakemliğine tevdi ederdik.

*

Bu meselenin basın savcılarıyla halledilemeyeceğine kanıyız.

Biraz da basın savcısı Bedii Faik’in muavini ve Dünya Gazetesindeki görevini Bedii Faik’in yaltakçılığına (Hayri Alpar bendenizi çok iyi tanır) borçlu Hayri Alpardan bahs edelim. Hayri Alpar, 20 tarihli Dünya Gazetesinde döşendiği çarşafında biz bu meseleyi eskiden beri hassasiyetle (öpsünler hassasiyetini) takip ediyoruz diyor ve çizmeden yukarı çıkarak bir takım, herzeler döktürüyor. Hayri Beyimiz de överek göklere çıkardığı Konya milletvekili gibi “Rêya Rast’ı  “Hayat Hakkı” olarak Türkçe’ye çeviriyor. Hayri Bey sen Dünya gazetesindeki hayat hakkını kime borçlu olduğunu yazsan daha iyi olmaz mı? “Rêya Rast’ın manasını bilmeyen, manasını sormaya lüzum görmeyen Türkiye realitesinden haberi olmayan herşeyi bücür ve üniformalı kafasıyla süngü kuvvetine dayandıran bu ve bunun gibi sözde münevverlere sahip olduğu için Türk halkı ne kadar yanarsa hakkıdır.

Türkiyemizde, Mau-Mau’ların dillerini bilen hatta onlar üzerine şiirler, ağıtlar düzen sanatçılar vardır. Meyhanelerde, zenci ve kızılderili insanlar şerefine kadeh tokuşturanlar var. Bunlara doğu meselesinden bahs ettiniz mi aman parçalanıyoruz diye cin çarpmış gibi kaçarlar. Ama sıra kapitalizm mi sosyalizm mi tekerlemesine gelmeye görsün hödükler ve zübükler döktürürler de döktürürler, yoksa Abdüllah Cevdet’in dediği gibi meselelerimizi hal için dışardan adam mı ithal etmeli?

Dicle-Fırat

Yıl: 1, Sayı: 8

14 Mayıs 1963

 

 © COPYRIGHT 2004 Enwer Karahan